3 Haziran 2020

SitemDer

Karanlık sularda güneş olmak…

 

 

Sokağa iki gün çıkma yasağı gelmeden önce annemle beraber pazara gittik. (Zorunlu olmadıkça dışarı çıkmıyoruz ve çıkarken mutlaka maske takıyoruz.)

Pazar yerine doğru giderken küçük bir çocuk sesi duydum. Etrafıma bakındım ama bir türlü sesin nereden geldiğini anlayamadım. En sonunda kafamı yukarı doğru kaldırdığımda sesin kaynağını buldum. Küçük bir çocuk evden çıkamadığı için herkesi pencereden selamlıyordu.

Pazar alışverişimizi yaptık ve eve geldik. Gün boyu çocuğun neşe dolu sesi kulaklarımda çınladı. Küçücük gülümsemesi yüzümde kocaman bir tebessüme sebep olmuştu.

Benim için çocuklar henüz düşleri kararmamış, neşeleriyle insana umut olan sevimli bireyler. Onlara bir şeyler okuduğunuzda veya anlattığınızda dikkatle sizi dinleyen küçük çiçekler.

Sahi siz bir çocuğa hiç kitap okudunuz mu? Peki okuduysanız gözlerindeki ışıltının farkına vardınız mı?

Ben bu ışıltıyı tam anlamıyla keşfettiğimde ortaokuldaydım. Gönüllü olarak anasınıfındaki çocuklara kitap okuyordum. O zamanlar onlara okuduğum hikayelerin sonu hep aynı bitiyordu “Sonsuza dek mutlu yaşadılar.” Sizce hikâyelerin sonundaki kahramanlar, sonsuza dek mutlu yaşayabildiler mi?

Üniversitede Çocuk Edebiyatı dersi aldım, okuduğum kitaplardan birinde geçen bir cümle çok hoşuma gitmişti. Tam olarak şöyle yazıyordu:

“Öykümüz şimdilik burada sona eriyor ve size ondan sonra herkesin sonsuza dek mutlu yaşadığını söylediğimiz için kusura bakmayın.” Yazar hikâyenin geriye kalan kısmını okurun hayal dünyasına bırakmıştı. Bu sayede kitabın okurları için Cecü’nün Yer Cüceleri’nin sonu hep farklı bitti.

Son zamanlarda çocuklar hakkında öğrendiklerim; beni edebiyatta çok kıymet verdiğim alanlardan birine doğru yönlendirmeye başladı. Çocuk Edebiyatı’na…

Ama bu alanda bir çalışma yapmaya başladım. Merak etmeyin ara ara sizleri de haberdar edeceğim. Kimin eserlerini incelediğim ise bir sır. Bir gün sizlere kim olduğunu söyleyeceğim.

Çocuk Edebiyat’ı üzerine çalışırken bilmediğim çok fazla bilgiler öğrendim. Mesela Dede Korkut Hikâyeleri’nde hayvanları konuşturma sanatının La Fontaine’nin masallarından önce kullanıldığını biliyor muydunuz? Yani La Fontaine’den çok daha önce intak (konuşturma) sanatını biz kullanmışız.  Peki ya Dede Korkut Hikâyeleri’nin yeni bir hikayesinin geçtiğimiz yıl bulunduğunu biliyor muydunuz? Kim bilir belki de bilmediğimiz daha ne hikâyeler, ne masallar vardır. Dede Korkut Hikâyeleri’nden bahsetmişken sizlere yukarı da bir parça bırakıyorum. Umarım beğenirsiniz.

Haftaya Pazar başka bir yazıda görüşmek üzere, kendinize iyi bakın.

The following two tabs change content below.
Rûh î Edebiyat Kübra Asena ÖZHAN asena@sitemder.org

Latest posts by Rûh î Edebiyat (see all)

PODCAST

Yine… Yeniden… sitemder….