PODCAST

Yine… Yeniden… sitemder….

24 Ocak 2021

SitemDer

Karanlık sularda güneş olmak…

TÜRKİYE’NİN MUCİZEVİ İKLİMİ

Coğrafya ve tarih derslerini hiç bir zaman sevemedim. Ezberlemeyi beceremediğim için olsa gerek… önemsemezdim.

Aklım fikrim gördüğüm dünyadaydı, okuduğum değil. Gördüğümü ezberlemeden öğreniyordum.

Güzel Sanatlar benim için  bu nedenle tek yol göründü .

Lise yılları meslek seçiminde kilit yıllar oluyor. Yıllar sonra aklıma neler neler takıldı…

Meselâ coğrafya ve tarih derslerinde kafamıza kaka kaka işledikleri bir yan cümlecik vardır ya hani … çok değerliymiş meğer.

Ancak gözlerimle görünce anladım! 45 yaşımdan sonra!

“Türkiye’nin jeolojik önemi…”

Türkiye’nin iklimi,  fizîki haritalardaki yerleşimi, dünyanın merkezi gibiymiş meğer!

Yok böyle flora çeşitliliği olan başka bir yer!

Ne isterseniz ekin, neredeyse hepsini yetiştirebiliyorsunuz. Tam tropikler dışında her şeyi… onları da kış aylarında 2-3 aylık korumayla yaşatabiliyorsunuz.

Kısacası ülkemin havası, suyu mucize gibi.

Beş yıldır haşır neşirim bahçecilikle. Önceleri herkesin bilip yetiştirdiği bitkileri çiçekleri- ağaçları topladım.

Amasya elması, arapkızı elma, can erik, hicaz narı, fındız, ceviz, muşmula, ayva, yarma şeftali, napolyon kiraz, meyer limon, mor patlıcan inciri, kivi falan… ticarî ve bilindik yerli yada ithal, bol verimli bitkiler.

Hepsi nurtopu gibi büyüyorlar maaşallah.  Güz yemişi bu sene 12 kilo yemiş verdi. Belki de henüz “güz yemişi”ni duymamışsınızdır… Kuraklığa ve soğuğa dayanıklı bir ağaç bu. Likopen bombası kırmızı şifalı meyveleri var. Kökleri alkali ve çorak toprakları normalize ediyor. Susuzluk sınırına gelen bölgeler için ideal.

Alttaki üç resim 4 yaşında coştukça coşan güz yemişi ağacıma ait.

Elde var biiiiiiiiir.❤

Sonra son iki yıldır tropik ağaç ve çiçekleri toplamaya başladım. Papayası, liçisi, longanı, java elması, sallacası, şeker elması, yıldızı, marulası, moringası, nonisi, canisteli, tarçını, mangosu, Arap hurması, hindistan cevizi, hint lalesi… ne ararsan var.

Bir sürü unuttuğum da var… bunlar sadece meyve ağaçları… Bir de kokulu tropik bitkiler var…

Onlar beni, ben onları, yavaş yavaş birbirimizi tanıyoruz.

Gördüm ki, bizim elma, armudumuz, şeftalimizden her yönden farklılar.

Bir kere tohumları çok farklı. Çoğununki çok iri … bir çeşit organa benziyor. Dokuları böbrek, dalak gibi. Acaipler!

Çoğunun dişi erkek ağaç ayrımı var… kendine verimli olmayan cinsler sayıca fazla.

Dedim ki kendime, ekvatora doğru indikçe bitkilerden hayvanlara doğru bir geçiş var. Gelişmişlik ve karizma ekvatora doğru her paralelde biraz daha artıyor.

Sıcaklık, güneş ve nem istekleri fazla.

Bunun sıralaması bitkiden bitkiye değişiyor.

Mesela “liçi” için öncelik, kuytu ve sıcak bir köşe iken,  “Kaju fıstığı” İstanbul güneşini direkt göremezse yaprak döküyor.

“Hindistan cevizi” suya ve güneşe doyamıyor. “Deniz üzümü” üzerine kovalarca kum dökmenden çok hoşlanıyor…

“Bael elması”nın aklı fikri yarı gölge ılık duvar diplerinde.

Haklarında yazılan bilgiler, internette yalan yanlış, güvenmeyin. Deneyip öğrenmeniz gerekiyor. Yazılanlara inanırsanız, elinizde bitkilerin kurumuş sapı kalır.

Tropik çocuklarımın sayısı elliyi çoktan geçmiştir.

Kasımın yarısından sonra topluca içeri girdiler…

Dışarıda kalsalar ölürler miydi? Belki bazıları evet… ama hepsi değil. Bunu iklim haritasında 9b olarak geçen İstanbul Zekeriyaköy’deki bahçemde, Granny elma ağacımın dibinde kışı atlatan domates fidesini görünce anladım. Her cins domates atlatamazdı bahçede İstanbul kışını belki ama, tropik bitkilerin korunaklı kuytu yerlere adapte olmaya niyeti var. Bunu çok net anladım. Mersin’de Antalya’da bunları çoğu kış koruması olmadan yetişebiliyor.

Alttakiler “Pomelo”, “Passiflora levander lady”, “Passiflora caerulea”

Elde var ikiiiiiiiiii.❤❤

Son aylarda ülkeme ait soyu tehlikede olan endemik bitkilere el atmaya başladım.

İşte o zaman muhteşem çeşitliliğe şahit oldum.

Kaç çeşit elma biliyorsunuz?

Bu hafta Karadeniz’den laz elması, kara süt elması, piraziz elması, taş elması, Gümüşhane kabak elması geliyor. Hepsi bu 350 m2’lik bahçeye geliyor. Hepsine yerim var. Hepsi yetişiyor. Altta sırasıyla “Gilaburu”, “Amasya elması altta muz”, “Haziran  yemişi”. Bunlar balkonda duruyor. Erikler, elmalar, limonlar ve pomelo ile beraber hafif gölge ve doğuya bakan cephede.

Etti üüüüüüüüüüç!❤❤❤

☺

Çuvalladığım olmadı mı, oldu tabi. Beş çeşit kayısı ağacımdan hâlâ tek bir kayısı yiyebilmiş değilim. Antep fıstıklarımı yaşatamadım. Ama yüzdeye vursanız başarısızlığım yüzde beşi geçmez.

Bu da bir başarı değil midir?

Alın teri bekleyen, eli bol, gönlü bol koca kalpli toprağım.

Yok böyle her yerinden bereket fışkıran memleket!

Köylün şehirli olmak için köyünü boşaltırsa, şehirlin seve seve senin köylün olur.

Türkiye’nin Jeolojik önemiymiş!

Keşke o yan cümlecik  “Türkiye’nin mucizevi iklimi ve konumu, muazzam bitki çeşitliliğinin önemi” olsaydı.

Kesinlikle tarih ve coğrafya notlarım daha yüksek olurdu. Biyolojiye daha fazla ilgi duyabilirdim. Bir botanikçi olabilirdim. ☺

“Mucizevî” kelimesi hem daha doğru hem de daha akılda kalıcı değil mi? 😊

Hadi bunlar da bonus olsun.  İzmir sarmaşığı “Selluka” ve “Passiflora aurantia”

The following two tabs change content below.
M.Ü. Güzel Sanatlar Sinema-Tv ve T.Ü Fermente Ürünler mezunu. 23 yıl TRT çalışanı, şimdi emekli. 2D- 3D animasyon , seramik, botanik, kaligrafi, geleneksel el sanatları meraklısı... Biraz tiyatro ve müziğe bulaşmışlığı da var... bir de yazmayı seviyor.

Latest posts by Renkli Kalem (see all)