PODCAST

Yine… Yeniden… sitemder….

19 Ekim 2020

SitemDer

Karanlık sularda güneş olmak…

TÜM ESKİLER DEMODE MİDİR?

70’li yıllar Türkiye’de eski ile yeni arasında keskin ayrımların olduğu yıllardı…

Eskilerin değersiz kabul edilip, yeni olan her şeyin el üstünde tutulduğu garip yıllardı…

Mesela güzelim ahşap köşklerin pek çoğu, bu dönemde ruhsuz apartmanlara dönüşmüştü. Çiçek desenli porselen tabaklar kalkıp yerine geometrik desenli melamin takımlar gelmişti. Plastik her yerdeydi.

Buna denizdeki boneler de dahildi!

Bone  takip denizde yüzen orta yaş grubu kadınlar özel ilgi alanımdı. Plastik bonelerin kabarık kocaman çiçekleri durmadan anten gibi sallanır, benim gibi tüm küçük çocuklar bunlara gülerdi.

Kendileriyle dalga geçildiğini anlayamayan ya da anlamamazlıktan gelen  kadınlar, denizden çıkınca, gülen çocukların yanaklarından makas alırlardı… Garip ama inatla bakımlı ve güzel göründüklerini düşünüp önümüzden yürüyüp geçerlerdi.

Ben gülemezdim çünkü annem böyle bir iki kadına sabahları kahve pişirirdi…

Komşuyduk da!

Yampirik yampirik yandan yandan yüzen bu kadınlara gıcık olurdum. Bu şekil doğaya aykırı bir yüzüşün nedenini hala daha anlayabilmiş değilim. Böyle boneli kadınlar genelde iri kalçalı, bol selülitli bacaklı olur, kırmızı oje sürer ve topuklu terliklerle sahilde dolaşırlardı.

Biliyordum çünkü çok iyi bir gözlemciydim.

Hareketleri de çok ağırdı… denizde nasıl boğulmuyorlardı ?

Sıcaktan taşların kavrulduğu yaz günlerinde görevim babamın rıhtımdan tarayıcı ile çıkardığı midyelerin üzerindeki yosunları ve taşlaşmış balık yuvalarını temizlemekti. Hemen hemen her hafta sonu ev misafirle dolup taştığından, midye dolması ve midye çorbası annemi kurtaran yemekler olmuştu. Böylece biz de gelecek olan misafir ordusuna karşı her cumartesi sabahı gardımızı alırdık.

Elime koca bir çuval verirlerdi… ben de midyeleri ve kaya tuzunu çuvalın içine atıp saatlerce sallardım.

Midye temizlemenin en kestirme ve kolay yöntemi budur !..

Ne kadar sallarsanız kabuklar o kadar güzel parlar. Sonra iri midyeleri bıçakla açıp bıyıklarını koparırsınız… incili olanları balık yemi olarak ayırırsınız… dişleri kırmayalım değil mi?

Temizlenen ve içi açılan iri midyeler dolma olmaya hazırdırlar. Küçükleri çorba için bir kenara ayırırsınız.

Bu çorba özellikle mızmız ve iştahsız çocuklu misafirler için idealdir. Evde ne kadar sebze varsa doğrayıp tencerenin içine atar koca bir kaşık tereyağı ile midyeleri bir güzel pişirirsiniz.

Kaynar sebze suyunda midyeler kabuklarını kendiliklerinden açarlar ve hem lezzetli hem de eğlenceli bir çorbanız olmuş olur!

Ortaya kocaman boş bir çukur kase konulur, içi “hüp” diye emilen midyelerin kabukları “cup” diye bu kaseye atılır… Yemesi oyunlu ve zevklidir…

Her neyse işte bu güneşin kafama geçtiği, taşların ayaklarımı kavurduğu günlerde midyeleri temizleme işim dışında başka büyük işlerim de vardı…

Deniz analarına savaş açmıştım!

Onları yüzerken, hiç tiksinmeden denizden elimle çıkarır rıhtıma fırlatırdım.

Güneşte eriyip öldüklerini bir yerden duymuş olmalıyım.

Şayet parçalarsanız çoğaltırsınız!..  Her parça kendini tamamlayıp yeni bir deniz anası oluverir sonra!

Deniz anası denizinde yüzersiniz!

Rıhtıma atılan deniz anaları en çok boneli kadınların ayaklarını kaydırırdı. Deniz anaları rıhtımda can çekişirken bile benim için faydalıydılar yani.

Kayma anında çıkan o “Ay!” sesine kıkır kıkır gülerdim… ardından mutlaka kendi kendine söylenen fısıltılı bir iki cümle gelirdi ama onları duyamazdım tabi… O sıralar denizde yüzerken bu kadar gıcık kadınlarla nasıl adamlar evlenmiş böyle diye kocalarını da incelerdim. Bu kocalar kel ve göbekli olmaları dışında çok sevilen iyi huylu adamlardı. Çoğunun tavlaya merakı vardı ve belki de evde duramayıp karılarından kaçtıklarından, sırtları  güneş lekeleriyle dolu olurdu.

Çilli çilli omuzları vardı 🙂

Denizde yüzerken sırtüstü yatıp suyun kulaklarımı tıkamasına bayılırdım. Böylece üzerime gelebilecek tüm tekneleri görmeden duyardım. Aynı zamanda kimse beni sofra kurmaya çağıramazdı! :)))

Beni rahatsız eden tek şey üzerimdeki örme bikiniydi! Kim çıkarmıştı bu modayı bilmem!

Annem durmadan bu rahatsız mayolardan örüyordu! Kuruması zordu ve bacak aralarımı yara yapıyordu!..

Elli sene öncesi Istanbul Boğazı’nın serin sularından hatırladığım şeyler işte bunlardan ibaret. Artık her şey  değişti. Midyeleri civalı diye çıkarmıyoruz  yıllardır .

Denize de son olarak on yıl önce girmiştim… çivi gibi soğuktu… ne güzel!..  Eskisi gibi… Beni kendime getirmişti.

Ama çıktıktan sonra bedenime iğne gibi batan bir şeyler hissettim… yapış yapıştı… yıkansam da kolay çıkmadı üzerimden.

Keşke beni rahatsız eden, yine o örgü bikini olsaydı dedim içimden… Uzaklardan ayağı kayan bir kadın çığlığı duysam,

” Ay! ” dese yine…  kıkır kıkır gülsem… keşke…

O günden beri denize girmiyorum İstanbul Boğazı’nda… Ne kadar temizlendi deseler de inanasım gelmiyor. Çocukluğum hep yaz anılarıyla dolu.

Hepsi eski ama asla demode olmuyorlar! Güzel şeyler demode olabilir mi?

Tüm anılarım mavi. Onu da kirletemezler ya!

The following two tabs change content below.
M.Ü. Güzel Sanatlar Sinema-Tv ve T.Ü Fermente Ürünler mezunu. 23 yıl TRT çalışanı, şimdi emekli. 2D- 3D animasyon , seramik, botanik, kaligrafi, geleneksel el sanatları meraklısı... Biraz tiyatro ve müziğe bulaşmışlığı da var... bir de yazmayı seviyor.

Latest posts by Renkli Kalem (see all)