PODCAST

Yine… Yeniden… sitemder….

17 Eylül 2021

SitemDer

Karanlık sularda güneş olmak…

Her sabah saat çalınca kalkıyorum. Ama,“Juliet balkonu”ma çıkıp, derin bir nefes aldıktan sonra tam anlamıyla uyanıyorum .

Evet, odamın tek kişilik bir balkona açılan, yere kadar bir camı var. Hani şu, Fransız balkonu dediklerinden. Bense ilk gördüğümden beri ona; Juliet’in Balkonu diyorum.

Oraya çıkınca zaman zaman kendimi Juliet zannediyorum dersem de yeridir. Üstelik Romeo’nun gelmeyeceğini bile bile her zaman “biraz daha” oyalanıyorum. Ne adını sayıklasam duyaaar, ne ip sarkıtsam yanıma çıkaaar… Çünkü beşinci kattayım!

“Belki…” diyorum. “Bulutların arasından kanatlı bir atla çıkagelir bir gün. Belli mi olur?”

Her sabah böyle yeni bir fikir geliyor aklıma. Romeo ve Juliet üzerine yeni teoriler üretiyorum.

Talihleri yıldızlarla küs, ölümleri aşklarının elinden olan, eski ve anlamsız bir kavganın kurbanı iki gencin trajedisiyle güne uyanmak sabah sabah enerji veriyor düşünülenin aksine.

Bu arada kalkar kalkmaz Juliet pembesi terliklerimi de ayağıma geçirmiş oluyorum. Bunun dışında bir de Juliet yakalı bir gömleğim var, onu da giymeyi çok seviyorum.

Juliet’in ne öyle pembe terlikleri vardı, ne de benimkine benzer bir gömleği. Bunların hepsini ben hayal ettim. Sanırım ben bu hikâyeyi biraz fazla sevdim.

On üçünde küçük bir kız çocuğuyken, aşkıyla olgunlaşan ve zeki bir cesur kadına dönüşen Juliet’le özdeşleştirdiğim daha pek çok şey var. Ama Romeo’ya ait pek bir şey gelmiyor aklıma.

Romeo da iyi bir âşıktı ama bana kalırsa hiçbir zaman Juliet kadar aklı başında, kararlı ve yürekli olamadı.

Sevdiğini ilk söyleyen Juliet’ ti, evlilik fikrinden ilk bahseden de… Rahip Friar’ın verdiği iksiri Romeo’ya kavuşacak diye tereddütsüz içen de oydu – belki bir daha hiç uyanmayabilirdi ama bunu göze aldı.-

Romeo da sevgilisini öldü zannederek onun gibi ölmeye karar verdi ama bir zehir içerek. Romeo, Juliet gibi kendini hançerleyecek kadar korkusuz değildi.

Kısaca; favorim Juliet.

Romeo ve Juliet’in aşkı, dünyanın neresinde olsanız ve kime sorsanız “En büyük aşk hikâyesi” olarak bilinir. Bilinen en büyük aşkda bile, en büyük aşk feminen karakterinki.

Biliyorum ki benden de bir modern zaman Juliet’i çıkmaz. Ama çok uğraşmak da gerekmez. O Romeo’nun binde biri bile bir daha dünyaya gelmez herhalde.

Neyse ben gidip bir bardak Juliet çayı* demleyeyim. Sufistike bana gülmeye devam edebilir ama bu arada da “The Cardigans’ı Say That You Love Me” şarkısını dinleyeceğim. Melodisini seviyorum işte, olamaz mı?

*Bildiğiniz böğürtlenli poşet çay

The following two tabs change content below.

Beyza'nın Mutfağı

Köşe Yazarı at Beyza
Fim teorisi, tonal armoni, resim, felsefe ve Latince gibi bir çok sanat ve temel bilim dersleriyle desteklediği lisan eğitimini Boğaziçi Üniversitesi İngiliz Dili ve Edebiyatı Bölümün’de tamamladı. Royal Holloway, Londra Üniversitesi’nde Yüksek lisans eğitimi aldı. Doktoraya devam edebilmek için uzun dönemli yerleşme kararı aldığı İngiltere’de, aile kurmak ve Cambridge Üniversitesi Eğitim Fakültesi bünyesinde çalıştığı ikinci bir Yüksek Lisans da dahil olmak üzere, doktora dışında pek çok şey yaptı . Şimdi Brunel Üniversitesi’nde Akademik İngilizce dersleri veriyor. Kendisini anlayan bir doktora danışmanı bulacağı güne çok yaklaştığını hissediyor.

Latest posts by Beyza'nın Mutfağı (see all)