3 Haziran 2020

SitemDer

Karanlık sularda güneş olmak…

Alfabedeki harfleri tek tek tanıyıp, heceleri kelimelerde birleştirip, cümleleri oluşturmayı öğrendikten kısa süre sonra başlamıştım ilk kez yazmaya. Günlük tutardım.

Tüm gün yaşadıklarımı kağıda aktarmaya çalışarak, yavaş ama uzun uzun yazardım erinmeden. Ta ki…

Bir gece, uyku öncesi hikaye okuma ritüelimizin sonunda annem beni öperken:

– “Yirmi dört saat tam bir gündür ve başka ülkeler gündüzü yaşarken bizler yirmi dört saat uyumayız, aynı günün farklı saatlerini yaşarız.” bilgisini verip, gece lambasını söndürüp odadan ayrılana kadar.

Günlüğümde yazdıklarıma bir gönderme olduğu apaçıktı: “…Annem hikayesini bitirdi ve lambayı söndürdü. Ben de 24 saat mışıl mışıl uyudum.”

Niyeti beni utandırmak değildi tabi. Evladının okuma yazma gelişimini takip etmek ve ne anlattığına dair haklı bir merak edişti en fazla.

Ama yazdıklarımın okunduğunu anlayınca çok utanmış bir de “düzeltilmiş olmaktan” rahatsız olmuştum. Yazmayı bıraktım. Ta ki…

Ortaokul yıllarında “bu heyecan kalbimi yakıyor” diye tarif ederek “platonik bir hayranlığı” kağıda dökmek isteyip kilitli bir defter edinene kadar.

Anneme; bana can vermiş, beni hayatının merkezine koymuş insana kilit mi dayanır? Dayanmamış işte.

– “Kendini fark ettirmek için balkonda gitar çalmak yerine derslerine çalışsan kızım, bak yazılılar yaklaşıyor. Üstelik sesin karşı apartmana kadar gitmiyor ama bizim üst kat komşu hasta, rahatsız etmesen.” Dediği güne kadar yazabildim ancak.

Mesele annemle çözemediğimiz çocukluk ve ergenlik sorunlarının olup olmaması değil. Derdim “sır küpü” tabiatım. Safi istifçi ve ketum mizacım yüzünden, biriktirdiğim düşünceleri paylaşmak yerine, onları en derine saklamak istiyorum. Eleştiriye açık ol(a)madığım için.

Pekiiii yazmak için değilse neden edebiyat okudum?

Aslında bu kararım ve yazmaktan çekinmem arasında pek bir çelişki yok. Edebiyat fakültesi yazar yetiştirmek amacına hizmet etmez. Edebiyat Fakülteleri birikim sahibi eleştirmenler yetiştirmek üzerine sistemleşir.

Tam burası ironik ama. Eleştirilmekten hiç haz etmeyip, eleştirmen olmaya soyunmuş olabilirim. Hadsizlik değil, her şey zıttıyla kaim işte.

Haddimi de bilirim zannımca. Kanonlaşmış onlarca şiir, roman, drama, kısa öykü; her çağda geçerliliğini koruyarak zamansızlaşmış yüzlerce deneme, makale ve köşe yazısını okurken ve onları eleştirirken haklarını verdiğimi sanırım.

Ne var ki bu “bilmişlik” beni kendime karşı kıyasıya eleştirme isteğiyle besliyor. Alın size bir çıkmaz daha. Bu yüzden her seferinde titreyen ellerle kavrıyorum kalemi.

Yıllar önce SitemDer köşe yazılarıyla, kısık ateşte pişerek, ağır ağır kıvama gelmeye azıcık yaklaşır olmuştum sanki. Canım Editörümü de az uğraştırmamıştım. O elini uzatmasa benden bi cacık olmazdı zaten.

Diyeceğim şu ki; birazcık müsamaha bekliyorum. Ateşler içinde yanan aslan egomun hep bir pışpışlanıp tıptıplanma bekleyen çocuksu yanını olgunlaştırıp, mızmızlık etmeden “yazmaya” harcamak istiyorum enerjimi. Kararlılıkla deneyeceğim. Sözüm söz.

 

 

 

 

 

 

The following two tabs change content below.

Beyza'nın Mutfağı

Köşe Yazarı at Beyza
beyza@sitemder.org

Latest posts by Beyza'nın Mutfağı (see all)

PODCAST

Yine… Yeniden… sitemder….