4 Temmuz 2020

SitemDer

Karanlık sularda güneş olmak…

Sabah masmavi bir gökyüzüne gözlerimi açtım. Güneş gözümü kamaştırıyordu. Bu güzel bir günün başlangıcıydı. Kuzenim birer kahve yaptı. Kahvemiz eşliğinde sohbet ederken, kitaplardan ve yazarlardan bahsetmeye başladık. Bugün en çok konuştuğumuz yazar Sabahattin Ali’ydi.

Ne kadar naif bir insandı Sabahattin Ali. Ailesine düşkündü, sanatla ve toplumla iç içeydi.

Kendisini hem kişilik hem de edebiyatçı kimliğiyle çok severim. Biliyor musunuz? Aslında soyadı Ali değil Âli’dir. Ancak zaman içinde a harfinin şapkası unutulmuş ve yazar bu soyadıyla anılmaya başlanmıştır.

Son yıllarda yazar daha çok Kürk Mantolu Madonna eseriyle tanınıyor. Roman iki bölümden oluşuyor. Kahramanların duygu geçişlerine o kadar iyi yer verilmiş ki bu eseri okurken adeta içinde kayboluyormuş gibi hissetmiştim. Aslına bakarsanız ilk okuduğumda lisedeydim ve sanki bir aşkın üzerine kurulmuş bir roman okuyormuşum gibi hissetmiştim. Ancak üniversiteye gelip, detaylı tahliller yapıp romanları çözümlemeye başlayınca aslında bir aşk romanından daha öte olduğunu anlamıştım.

Benim için Kürk Mantolu Madonna edebiyatımızın kıymetli eserlerinden birisi. İçerisindeki monologlar insanı derinden etkiliyor. Sabahattin Ali, yine herkesin sesi olmaya çalışıyor. Bana göre diğer romanlarında daha çok halkın sesi iken bu romanında daha çok bireyin sesi gibi. Tabii ki bu eserinde de topluma yer vermiş.

Kitabın baş kahramanı çok iyi bir baba. Tıpkı yazarın kendisi gibi. Sabahattin Ali, kızına ve eşine çok düşkün; arkadaşları tarafından sevilen bir yazar ve şairdi. Ne yazık ki ölümü çok trajikti. Acımasızca öldürülmüş, eşyaları bile ailesine teslim edilmemişti. Arkasında gözü yaşlı ailesi, arkadaşları ve sevenleri kaldı.

Sabahattin Ali hayata gözlerini kapadığında kızı Filiz Ali sadece on bir yaşında bir çocuktu. Babası olmadan geçirdiği sıkıntılı günlerine “Yok Bi’ şey, Acımadı ki…” eserinde yer vermiş.

Doğan Hızlan’ın 1999 yılında yazdığı bir yazı geldi aklıma. Sabahattin Ali’nin sevgili eşi Aliye Ali’nin ölümünden sonra yazdığı satırlarda şu cümleler geçiyordu: “ÇOK gariptir. Birçok kişinin ölümü bize ölüm yerine hayatın muhasebesini yaptırıyor.” Sizi bilemiyorum ama ben Doğan Hızlan’ın bu görüşünü oldukça doğru bulmuştum.

Bazı kahramanlar pelerinsiz olurlar tıpkı babalar gibi… Biliyorsunuz ki bugün Babalar Günü. Güçlü babaların güçlü çocukları olmanın verdiği gurur bugüne sığdırılmış gibi gözükse de asılında bu gurur bir ömür sürüyor.

Ben babamdan güçlü olmayı, vatanın önemini, ailenin değerini ve daha birçok şeyi öğrendim.  Her zaman kahraman bir babaya yakışan bir kız çocuğu olmak için çabaladım. Umarım başarılı olmuşumdur.

Sizlere bugünü anlatan, dinlerken oldukça duygulandığım bir parçayı dinlemeniz için yukarıya bırakacağım. Umarım beğenirsiniz.

Galiba çok duygusallaştım, belki bu konuda havanın da etkisi vardır. Çünkü kapkara bulutlar gökyüzünü kapladı ve yağmur yağıyor.  Ama merak etmeyin her yağmurun arkasından çıkan bir ışık vardır. Karanlığı büsbütün aydınlatır. İşte o zaman benim yaptığım gibi aklınıza şairimizin kızına yazdığı şu dizeleri getirin:

“ IV

En güzel sarılarda düşsel

Bir ayçiçeği güneşte tek başına

Bir de karanlık sularda güneş olmak

Bu daha güzel”

-Mehmet Rıfat ILGAZ

The following two tabs change content below.
Rûh î Edebiyat Kübra Asena ÖZHAN asena@sitemder.org

Latest posts by Rûh î Edebiyat (see all)

PODCAST

Yine… Yeniden… sitemder….