PODCAST

Yine… Yeniden… sitemder….

19 Ekim 2020

SitemDer

Karanlık sularda güneş olmak…

Geçen hafta köşemi boş bırakmam üzerine mazeretlerimi sıralamak ve sizden özür dileyerek başlamak istiyorum.

Nefes terapisi eğitimi ile başlayan hafta, öğrenci araştırma projelerinin notlandırılması ve bire bir geri bildirim toplantılarının tamamlanmasının ardından eşimin doğum günü kutlamalarına bağlandı. İnanın bu alengirli tempo içinde yazımı yazamasam da (ya da yazamadığım için) ekseriya aklımdaydınız.

Macera severlerden olduğumuzdan bahsetmiştim ya, daha samimi olmam gerekirse bu atlamalı zıplamalı aktiviteler eşimle birlikte girdi hayatıma. Eski ben’e yeterdi şeftali, süt mısır ve bir kitap ile deniz kıyısında öylece geçecek saatler.

Ama yerinde duramayan doğum günü çocuğu kamp kurmak isteyince “bundan daha ekonomik ve steril tatil planı mı olur şu zamanda?” diyerek bize katılan arkadaşlarımızla birlikte tuttuk Swanage’ın yolunu.

Coğrafi konumundan sebep, ılıman okyanus ikliminin seyrettiği bu ada ülkesinde, sıcaklık yıl içinde büyük değişiklik göstermese de, gün içinde dört mevsimi yaşarken buluruz kendimizi. Kamp hazırlığımızı ona göre yapıp uyku tulumlarını, battaniyeleri, şişme yatak ve çadırları bagajlara atıp, mayo ve şortlarımızı giyip öyle düştük yola.

Güneş’in yakıcı olduğu saatleri boşa harcamamak gerektiğini bildiğimizden plajda aldık soluğu.

Okyanus suyu soğuk olduğu için ‘hakiki yüzme sevdalıları’ ile ‘bir ıslanıp çıkayımcılar’ kolayca ayrışır burda birbirinden. Benim gibi sevgilinin kucağına koşar gibi tereddütsüz atlayanlarınsa, akvaryum gibi suyun tadını çıkarmak için kaybedilecek bir dakikaya bile tahammülü yoktur.

Kara parçasının son bulduğu okyanus kıyısını, başka boyuta açılan bir kapıya benzetip önce kendimi ürpertir, sonra da bu duygudan muazzam bir zevk alırım. Bizimkiler suya alışmaya çalışırken, derinde bir yerde gerçek yuvam olduğuna inandığım mavi sularla hasret giderme fırsatım olduğu için şanslıydım. O kapıdan gizlice geçmişim gibi.

Güneş, kum ve plajdaki servislerin herkesi memnun edecek kadar uyum içinde olduğu tatlı bir günün ardından, erkenden gelip kurduğumuz çadırların olduğu kamp yerine vardık. Batan güneşle soğuyan hava kalın bir şeyler aldırdı üstümüze, kamp ateşinde yemekler hazırlandı, hiç erinmeden yanımızda taşıdığımız çelik çaydanlıktan dem dem çay içildi ve papağan gibi çekirdek çitlendi.

Ertesi sabah çadırın üstündeki yağmur damlalarının pıtı pıtı dansıyla uyanmak çok keyifliydi. Sıcaklık, yıldızımın bir türlü barışmadığı böcekgillerin sevdiği ortalamanın altında seyrettiği ve sivri sineklerin pek de uğramadığı bu ada ülkesinde yaz akşamları mışıl mışıl uyumak kolay olduğundan güzel bir uyku çekip iyice dinlenmiştik zaten.

Şehre dönüş yolunda civarın National Trust* alanlarında biraz turlayıp, meydanın meşhur Fish & Chips dükkanından nevalemizi alıp telaşsız döndük evlere.

Küresel ısınmanın etkileri böyle devam ederse, yirmi seneye kadar Akdeniz İkliminin hissedilir olacağı öngörülen okyanus ortasındaki bu yalnız adadan haberlerim bu kadar şimdilik.

* Kültür ve çevre değerlerini korumak amacıyla 1985’te kurulmuş örgüt

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

The following two tabs change content below.

Beyza'nın Mutfağı

Köşe Yazarı at Beyza
Fim teorisi, tonal armoni, resim, felsefe ve Latince gibi bir çok sanat ve temel bilim dersleriyle desteklediği lisan eğitimini Boğaziçi Üniversitesi İngiliz Dili ve Edebiyatı Bölümün’de tamamladı. Royal Holloway, Londra Üniversitesi’nde Yüksek lisans eğitimi aldı. Doktoraya devam edebilmek için uzun dönemli yerleşme kararı aldığı İngiltere’de, aile kurmak ve Cambridge Üniversitesi Eğitim Fakültesi bünyesinde çalıştığı ikinci bir Yüksek Lisans da dahil olmak üzere, doktora dışında pek çok şey yaptı . Şimdi Brunel Üniversitesi’nde Akademik İngilizce dersleri veriyor. Kendisini anlayan bir doktora danışmanı bulacağı güne çok yaklaştığını hissediyor.

Latest posts by Beyza'nın Mutfağı (see all)