15 Ağustos 2020

SitemDer

Karanlık sularda güneş olmak…

Kelebekleri severim. Rengarenk kanatları bana özgürlüğü, merhameti ve umudu çağrıştırır. Çeşit çeşit renkleri vardır. Beyazı, sarısı, siyahı, mavisi…

Hatta Ömer Seyfettin’in kelebeklerin renkleri üzerinden değerlerimizi anlattığı bir öyküsü bile var. Adı da “Bahar ve Kelebekler”. Okurken çok keyif aldığım bir öyküydü. Ancak Ömer Seyfettin burada mavi kelebeklerden bahsetmemiş. Ama ben sizlere mavi kelebeklerden bahsedeceğim, merak etmeyin.

Nedir bu mavi kelebekler? Ne durumlarda ortaya çıkarlar?

Mavi kelebekler, sadece toplu mezarların olduğu yerlerde yetişen bir bitkiyle beslenirler. Mavi kelebekler bir neslin şahit olduğu en acımasız insan katliamının olduğu temiz insanların mezarlarında kümelendiler. Müslüman olmakla suçlanan binlerce insanın mezarlarını gözlüyor gibiydiler. Evet, bu kelebekler Bosna’nın tarihinde büyük bir yer edindiler.

Lise yıllarımda Sinan Akyüz’ün “İncir Kuşları” adında bir kitabını okumuştum. Kitaptaki kahramanların hepsi gerçekti ve Bosna’daki savaş anlatılıyordu. Romanı bir solukta okumuştum. Çok gözyaşı dökmüştüm.  Bir gün o toprakları ziyaret etmek için dua etmiştim o yıllarda. Yazarın Bosna’yı anlatan “Meyra” adında bir romanı daha mevcut. İncir Kuşları’nı beğenirseniz onu da okuyabilirsiniz.

Geçen yıl Defne hocamdan bir mesaj aldım. Ardından da İlyas hocam aradı. İkisi de bana bir projeden söz ettiler. Avrupa’da gönüllü olarak çalışmak için düzenlenmiş bir projeydi bu. Hocalarımın beni yüreklendirmesiyle birlikte başvurumu yaptım. Olumlu bir sonuç aldım. Gideceğim ülke Bosna- Hersek’ti.

Gitmek için oldukça heyecanlıydım. Bu çok merak ettiğim şehri daha iyi inceleyecek, notlar tutacak ve bir aş evinde gönüllü olarak çalışacaktım.

Giderken yanıma bir ajanda aldım ve orada yaptıklarımı günü gününe yazdım. Savaşın izleri bugün bile gözler önünde olan bir ülke Bosna. Sadece Sarajevo (Saraybosna)’ da değil Bosna’nın tüm şehirlerinde. Visoko’da, Tuzla’da ve diğerlerinde…

Benim kaldığım yer Visoko adında bir kentiydi. Sarajevo’ya uzaklığı kırk beş dakika sürüyordu. Bu sayede Bosna’nın diğer şehirlerini de gezme fırsatı buldum. Savaş mağduru insanlarla tanıştım ve onların yaşadıklarını gözlerim dolu dolu dinledim. Katledilen erkekler, işkence gören kadınlar ve çocuklar…

Bu büyülü ülkenin dört bir tarafında eski binalar mevcut. Buradaki evler ya onarılarak kullanılmaya devam ediliyor ya da onarılmadan kullanılmakta. Yeni binalar da mevcut ancak çok değil. İnsanları oldukça sıcakkanlı ve biz Türkleri çok seviyorlar. Biliyor musunuz? Baščaršija (Başçarşı) ‘da yemek dükkanlarının üzerinde “Türk çayı bulunur.” yazıyor. Boşnak kahvesini de çok beğendim. Türk kahvesi gibi tadı var ama daha yumuşak içimli bir kahve.

Čevapi adını verdikleri köfteleri var ve oldukça lezzetli. Ayran yerine yoğurt içiyorlar. Müziklerini de çok beğendim, konuşma dilleri ise insanı mutlu ediyor. Sizlere Bosna’da oldukça değerli kabul edilen bir müzisyenin şarkısını dinlemeniz için yukarıya bırakacağım. Bu şarkı Sarajevo’yu anlatıyor. Yemekleriyle, kültürüyle ve insanıyla oldukça güzel bir ülke Bosna- Hersek.

Savaşı hem unutmayarak hem de unutarak hayata devam ediyorlar. Bulduğum tüm müzeleri gezmeye özen gösterdim. Sarajevo’da bu müzeler daha çok var. Bir gün giderseniz muhakkak ziyaret edin. I. Dünya Savaşı’nı başlatan tarihi Latin Köprüsü’nü de ziyaret etmenizi sizlere tavsiye ediyorum.

Ama beni en derinden etkileyen müze Galerija 11/07/95 idi. Bu müzede mezarları bulunan şehitlerin fotoğrafları ve savaşın tanıklarının röportajları bulunmakta. Savaşın korkunç yüzü insanı o kadar derinden etkiliyor ki gözyaşlarınıza hâkim olamıyorsunuz. Bu müzeden ayrılırken gözlerim kıpkırmızı olmuştu.

Sarajevo’da gezerken yerlerde ortasında bir hilal olan kırmızı boyalarla karşılaşabilirsiniz. Bu boyalar savaş esnasında atılan bombaların atıldığı yerleri gösteriyor. Bomba ne kadar büyük etki yaptıysa boya o kadar büyük çizilmiş.

En çok görmek istediğim yerlerden birisi de şehitlikti. Aliya İzzetbegovič’in kabrinin yanında kocaman bir hilal var. Kabrinin üstünde ise bir yıldız. Türkiye’yi her zaman bir büyük kardeş gibi gören Aliya İzzetbegovič ölmeden önce Bosna- Hersek’i Türkiye’ye emanet etmiş. Henüz bulunamayan belki de binlerce şehit var. Mavi kelebekler sayesinde ulaşılabilen binlerce şehidin kabri işte Sarajevo’da duran bu mezarlıkta.

Bosna’da insanların özellikle kullandığı bir cümle var. O da “Allah’a Emanet.” Bu cümleyi savaşın dehşetinden, acımasızlığından yalnızca Allah’ın izniyle kurtulacaklarına inandıkları için sürekli söylemişler. Şimdilerde de söylemeye devam ediyorlar. Diğer bir anlamı ise sevdiğin birini veya bir yeri Allah’a emanet edersen, o kişiyi ya da yeri görmeden ölmeyeceğin anlamına geliyor. Ben de Bosna’da beğendiğim her yeri Allah’a emanet ederek geldim. Bir gün tekrar o güzel ülkeyi görmeyi umuyorum.

“Allah’a Emanet Bosnia- Herzegovina…”

The following two tabs change content below.
Lisansını Düzce Üniversitesi Türk Dili ve Edebiyatı bölümünde tamamladı. Erasmus AGH kapsamında Bosna- Hersek'te çalıştı. Lisans döneminde bölümüyle ilgili çeşitli programlar yaptı ve konferanslara katıldı. Edebiyatla bağını koparmadan çalışmalarına devam ediyor.

Latest posts by Rûh î Edebiyat (see all)

PODCAST

Yine… Yeniden… sitemder….