PODCAST

Yine… Yeniden… sitemder….

17 Eylül 2021

SitemDer

Karanlık sularda güneş olmak…

“KOMBİ TAMİRCİSİ”

Kombim çok eski, durmadan bozuluyor !

Buraya taşınalı 11 sene olduğuna göre ve benden evvel de iki kiracı gelip geçtiğine göre, neresinden baksanız en az on beş yıllık filan olmalı.

Ev sahibim kendi tamircisini getirtmemi istediği için onun adamını aramak zorunda kaldım… ilk kez gelecekti… hiç tanımıyordum.

Aradım…

Telefonu düzgün diksiyonlu bir ses açtı… Düzgün konuşan bir tamirci!!!

Yarım saate kalmadı geldi. Kır saçlı benim yaşlarımda bir adamcağız… aydınlık yüzlü ve zeki bakışlı… hani eline bir klasör tutuştursanız, size rahatlıkla bir şeyler anlatıp ikna edebilecek gibi biri!

Kombinin yanına indiğinde, ateşleme sorunu olduğunu söyledim. Kırmızı arıza düğmesini resetleye resetleye söndürmüştüm çünkü.

Uzun süre kullanılmadığında hep yaptığı şeydi ama resetlendikten sonra düzelirdi. Bu sefer düzelmemişti. Ben de önce internete bakmış, çözüm yolları aramış, yalap şap bilgi sahibi olmuştum.

Bu şekilde evde pek çok şeyi tamir ettiğimden, iyi niyetle prosestat arızası olabileceğini söyledim.

Teşhisim onu hafiften kızdırmışa benziyordu.

Ben akıllı insanlarla uzun yıllar geçirdim. Çabucak tükenen sabırlarını ve ben bilirimci hallerini iyi bilirim . Hep onlar bilir. Şunu yapın, bunu yapın!.. Tartışmak anlamsızdır. Siz sadece sinirlendiğinizle kalırsınız, bir de kafanızın içi sizin için gereksiz olan bir sürü vır vırla şişirilmiş olur.

Yanından uzaklaşmayı seçtim. Kombimi tamir edecek adamla prosestat tahminim yüzünden saç saça baş başa kavgaya tutuşacak değildim.

Neyse neydi arızası… o bulmalıydı zaten.

Buldu da!

Bu arada alt kattaki dekor depomu görüp, bana minimal yaşam hakkında vaaz vermeye kalktı.

Hemen o dediği yaşam tarzının bana hiç uymadığını söyleyip konuyu kapattım. Birden çok ilgi alanım ve bunlara ait şeyler vardı o alt katta ve hepsini de seviyordum.

Biraz egzantrik bir tipim var biliyorum… itici gelebilirim kimilerine… herkes beni sevecek diye bir şey yok ama o kaşındı!!!

Ayrıca yıllar yılı devamlı çok bilmişlik taslayan insanlarla çevriliydi dört bir yanım… artık kimsenin hayatım hakkındaki fikirlerini dinleyemez olmuştum… o çok bildikleri şeyleri kendilerine saklamalıydılar.

Kızdım ve yan odaya geçtim.

Uzaklaşmam işe yaramamıştı beni yeniden yanına çağırdı!

Şükür ki sadece bir 2D-3D animatör, fermente ürünlerle uğraşan bir meraklı, alaylı bir botanikçi, sabırlı bir kaligraf, kötü bir terzi, tembel bir seramikçi ve beceriksiz bir dokumacı değildim… tiyatro eğitimi de almıştım. Oyunculuğum hakkında yorum yapmasam da verilen tüm dersleri can kulağı ile dinleme alışkanlığım vardı ve unutmamacasına öğrenirdim.

Siniri alınmış gibi sakince yanına gidip onu dinledim.

Bana arîzamik ateşlemenin neden olmadığı anlattı. Ateşlemenin yapıldığı “bıdı bıdı ünitesini” çıkarıp çakmakla ateşi yakarak sorundan emin olduktan sonra da o üniteyi değiştirdi.

Tüm pozitif bilimlerle meşgul insanlara ait bir moralle rahatladı. Sorun çözülmüştü, dili de çözüldü…

Meğer tahmin ettiğim gibi yüksek lisans mezunuymuş. Fizik üzerine nükleer mi ne okumuş… Çocuklarının ikisi de tıp okumuş… ikisini de bilmem kaç sene yüzmeye ardından su topuna yollamış… sonra da kızıyla hanımını latin danslarına yollamış… sonra da oryantale!

Birden içimden gülme geldi … ama tuttum tabi kendimi. Ne olsa tiyatroda “dalağı gevşek” olmanın ne kadar rezil sonuçlar doğurduğunu öğrenmiştim. Bu nedenle empati kurdum.

Tıp okurken, öncesinde su topu oynayıp ardından tango yapıp perdeyi oryantalle kapatan kızcağıza pek bir kederlendim.

Eğitime ne kadar önem verdiğini anlatıp duran şu  iddialı adamcağıza öyle acıdım ki… yarış atı gibiydiler… kendisi, ailesi… ona duyduğum kızgınlık geçti.

Dedim ki;

“On yıldan fazla süredir bu sitedeyim. Her çarşamba günü iki yaşlı ikiz kardeş Sarıyer Halk Pazarı’na gider… salon penceremin önünden geçerler. Biri anne karnında zarar görmüş olmalı… zeka geriliği var… devamlı gülümser. Diğeri normal zekalı… yaşları da hayli ileri . Eh vardır bir 70-75 leri.

Son üç dört senedir akıllı olan fena halde çöktü. Sırtı tığ ucu gibi eğildi. Yüzü kırış kırış oldu… kaşları hep çatık.

Ama aptal olanının yüzünde güller açıyor. Boyu neredeyse kardeşinin iki katı gibi. Yıllarca aynıydılar… tek yumurta ikizi bunlar!”

Tamirci dedi ki “Eh o da kötü! Ona bakan kardeşi ölünce ona ne olacak?”

Dedim ki, “Mutlu olduğu günlere saysın… gelmiş 75 yaşına, bir 75 yıl daha mı yaşayacak?

Her zaman akıllı olmak ve bunun yükünü taşımak iyi bir şey değil.

Zaman zaman aptal olmak ve kayıtsızca gülmek gerekir. Bu bizi iki büklüm olmaktan korur.”

Ne demek istediğimi anladı mı acaba…

Anlamadı tabi!

Giderken dedi ki;

“Köpeğin tüyleri çok uzamış gözlerini kapatıyor, onu kestirin.’

Dedim ki;

“Veterineri ısırıyor, bu yüzden sakinleştirici iğne vuruluyor… o yüzden az gidiyoruz.”

Dedi ki;

“Isırsın!”

Ondan daha mı iyi bileceğim. Değil mi?

Güldüm tabi…

Kayıtsızca güldüm.

Böyle benim gibi olmak iyi bir şey… yarışanlara uzaktan bakmak…

O sesi uzaktan duymak ve kayıtsız kalmak.

“Hazıııııııır… Başla!!!”

 

 

 

 

The following two tabs change content below.
M.Ü. Güzel Sanatlar Sinema-Tv ve T.Ü Fermente Ürünler mezunu. 23 yıl TRT çalışanı, şimdi emekli. 2D- 3D animasyon , seramik, botanik, kaligrafi, geleneksel el sanatları meraklısı... Biraz tiyatro ve müziğe bulaşmışlığı da var... bir de yazmayı seviyor.

Latest posts by Renkli Kalem (see all)