PODCAST

Yine… Yeniden… sitemder….

24 Ocak 2021

SitemDer

Karanlık sularda güneş olmak…

“KOKU SANDIKLARI”

Sizi mutlu eden şeyler nelerdir diye sorsalar, hiç düşünmeden mis gibi kokan nevresim takımları derim.

Ardından da eklerim bir de lavanta kokusu.😊

 

 

Bu benimki tartışmasız, önyargılı ve saplantılı bir sevgi… çok ama çok sevmek bu işte. Kökleri çok derinde!

Her koku insanın hiç unutmadığı en derin anıları saklayan bir sandıkmış. Ve en son silinen bilgi de kokuymuş!..

“Sandıklara güzel şeyler doldurmalı!”

 

 

Benim lavanta sandığımın içinde komşumuzun güneş sarısı minderli bahçe sandalyeleri var. Yumurtanın ortası gibi yuvarlak ve basık bu yumuşacık minderler muşamba gibi bir kumaştan yapılmışlardı… oturduğunuzda yavaş yavaş sönerlerdi… doğal halleriyle tam birer “airbag”diler…😄.  Ayrıca mıh gibi sağlamdılar! Sıcağa soğuğa bana mısın demiyorlardı!

 

Ne yaz yağmurları görmüşlerdi de asla içeri alınmamışlardı. Islaksa kuru bir bezle siliverirdiniz pırıl pırıl olurlardı. Sandalyeleri beyazdı … demirden yapılmışlardı ve helezonik kıvrımlarla bezeliydiler.

O zamanlar ferforje merforje nedir bilmezdik… Onun yerli hali olmalıydı bunlar.

Öyle fransız tarzı yassıltılmış demirden yaprakları, çiçekleri falan yoktu. Sadece yuvarlak profil demirden “S” biçiminde helezonları vardı… çok sevimli ve sağlamdılar…

Zarif iskeletlerine bakıp tek kolla kaldırmaya çalıştığınızda büyük bir hata yaptığınızı anlardınız… 😁… Müthiş ağırdılar!

 

Beş-altı yaşında ya var ya yoktum.

 

Sarı yaz güneşinin altında denizden çıktıktan sonra oturup oyun oynadığımız yüksekçe bir orta alanda dururdu bu demir sandalyeler. Kendileri gibi demirden yapılmış yuvarlak bir masanın etrafında dizilmişlerdi. Masa, orta büyüklükteydi belki ama üzerinde sarı damarlı beyaz, çok kalın bir mermeri taşırdı. Bu şık oturma grubu kaca gövdeli bir sahil çamının tam dibindeydi.

Hayrettir hiç üzerimize çam iğnesinin düştüğünü hatırlamıyorum. 😳Halbuki şimdiki bahçemin çam ağaçları canıma okuyor. Her sabah mıntıka temizliği ile başlıyorum güne.🙃

 

İşte bu çam ağacının altında, güneşte kavrulup denizde yüzmenin verdiği tatlı yorgunlukla otururken burun deliklerime buram buram lavanta kolonyası dolardı. Kokunun geldiği yer oyun arkadaşım olan iki kardeşti. Anneleri her deniz gününün sonunda onlara duş aldırdıktan sonra boyunlarına lavanta kolonyası sürerdi. Tüm tatlı yorgunluklarıma ve peşinden gelen oyun heyecanlarıma eşlik eden koku buydu.❤

 

En sevdiğimiz oyun da bahçenin ortasında çadır kurup kampçılık oynamaktı. Çadırın kumaşı neydi dersiniz? 😁

Yıkanıp ütülenerek dolaba kaldırılmış mis gibi çarşaflar!😂Çarşaflar da lavanta gibi kokardı!!! Anneleri herhalde çiçek kokulu bir deterjan kullanıyordu.

 

Gizli gizli kaçırıp sonra kadıncağızın gözünün önünde çadır olan o zavallı çarşaflarlar bize ne kadar da çok mutluluk dağıtmıştı!

Nasıl huzurlu bir sığınaktı o çadır!

Uzun süre bu sığınakta peçete büyüklüğünde tuzlu bisküviler yiyerek pişti, pis yedili, papaz kimde oynadık.

Çadırın kapı görevi gören açıklığı, masa ve sandalyelerin olduğu beton zemine bakıyordu. Koca çam ağacı da betonun içinden çıkmış gibiydi. 😄

Hemen sağ yanında dikili şakayık gülünün  dallarını kesip kesip ok ve yay yaptık, o kocaman çam ağacına hedef çizip nişan aldık.

Zevkliydi ev yapımı yay yapmak! 😅

 

Çadırda oturmaktan sıkıldığımızda bu masanın başında oturur, “Uç uç Böcekleri”ni topladığımız kavanozları

yan yana koyardık. Onların kavanozu hep daha dolu olurdu. 😔

 

Solucanların suda yüzmelerini de bu masada izlerdik. Büyüyüp okula gittiğimde onların yüzemeyip boğulduğunu öğrendiğimde çok üzülmüştüm. Allah biliyor bilmeden çok solucan katlettim!

Affet yarabbim!😢

 

Tüm bu zevkli, heyecanlı ve hain işleri bu nefis kokulu nevresim ve lavanta kokuları eşliğinde yaptım işte!

Yani ılık bir “Arkadaş Kokusu” eşliğinde. ❤

En sevdiğim kokunun bu olması tesadüf değil…😊

 

İnsan gerçek bir dostunu ya da  sevdiğini kaybettiğinde, ona kırıldığında duyduğu derin acıya eşlik eden bir koku vardır. Çoğunuz hissetmemişsinizdir belki. Burnunuzun içini yakan deniz tuzu gibi, fırında fazla kalan ekmek gibi … yanık ve yakıcı… asla gitmez… eski dostunuz her aklınıza geldiğinde yeniden duyarsınız… affetmediğiniz müddetçe de devam eder…

Bazen affetseniz bile koku gitmez ben buradayım der… ☺️ Hüzün kokusu… Onun da mutluluk gibi ılık olması beni hep şaşırtmıştır…Tek fark, hüzne baharat katılırken  sanki biraz fazla kaçırılmıştır… geniz yakar… tahriş eder.

Hepimizin hayatı dönem dönem… şahrem şahrem.

Çok üzgün olduğum bir dönemde, nefesimi açmak için yüzüme sürdüğümde keşfettim bu kokuyu  yeniden!

“Lavanta Kolonyası” muhteşem!

Birdenbire o görünmeyen sarı güneşin altındaki cennette, yumuşacık sarı minderler beni kucaklayıverdiler…

Lavanta sandığımın içi güneşlerle doluydu! Göz kamaştırıyordu!

Binlerce yaz gününün güneşini sığdırmış olmalıydım.

Burun deliklerimden giren güçlü koku yüzümü ve ellerimi ısıttı.

 

Çok şükür!

 

Hüznümü yenen şey çok basit bir kokuydu!

Evet, çok bilindik bir kokuydu…

Ama o güzelim mor renkli lavantayı, kim benim bildiğim gibi güneş sarısı biliyordu? ❤

Şu alttaki suç delili fotoğraf var ya… orada da 8-9 yaşımdayım.  Babam suç üstü yapmıştı bize o gün… Ama vallahi ben ağzıma bile sürmemiştim. Onlar içtiler!😂

Sigara kokusu sandığı… içinde panik ve utanç var ! En iyisi hiç kapağını açmamalı. 😅

 

başlık

 

The following two tabs change content below.
M.Ü. Güzel Sanatlar Sinema-Tv ve T.Ü Fermente Ürünler mezunu. 23 yıl TRT çalışanı, şimdi emekli. 2D- 3D animasyon , seramik, botanik, kaligrafi, geleneksel el sanatları meraklısı... Biraz tiyatro ve müziğe bulaşmışlığı da var... bir de yazmayı seviyor.

Latest posts by Renkli Kalem (see all)