6 Haziran 2020

SitemDer

Karanlık sularda güneş olmak…

Antik Grek ve Ahlak

Yaşadığımız dünyayı anlamlı kılan orada yaşayan insanlar değil midir? Bizim yaşantılarımız… Vicdanımız… Duygularımız… Düşüncelerimiz… Eylemlerimiz… Bizi biz yapan değerler değil midir? Günümüzde dilimizden düşürmediğimiz Ahlaki Değerler bu kavramların bir bütünü değil midir? Peki biz bu değerlerden ne zaman koptuk? Ne zaman?

Bizleri anlamlı kılan ve toplum içinde bir yer edinmemizi sağlayan ahlaki değerlere doğru tarihi bir yolculuk yapacak olursak Antik Grek iyi bir başlangıç olacak.

Antik Grek olarak ta ifade edilen Eski Yunan dönemi (M.Ö 746-M.Ö 146) aslında felsefenin doğuşunun izlerini taşıyan bir dönemdir. Bu dönem Arkaik dönemden başlar Roma işgaline kadar devam eder ve Yunan tarihinde büyük değişimlerin gözlendiği özellikle de ekonominin ve politikanın bir güç haline geldiği özel bir dönemdir.[1]

Ahlak kavramı ise Antik Grek’ten günümüze kadar süregelen ve hala tartışılmakta ve hala karmaşıklığını korumakta olan bir kavramdır. Ayrıca o dönemden itibaren varlıklarını sürdüren filozofların ve felsefedeki her bir alanın çatışmalı bir konusu haline gelmiş.

Antik Grek döneminde ahlak kavramı “Mutluluk Ahlakı[2],[3] ile başlamaktadır. Mutluluk ahlakının o döneme hatta günümüze damgasını vuran güçlü temsilcileri olarak Platon (M.Ö. 427-347) ve Aristoteles (M.Ö. 385-323) karşımıza çıkar. Mutluluk ahlakında temel felsefe, insanlar tüm eylemlerini mutlu olmak için yaparlar. Gerçekten de bizler şu ana kadar gerçekleştirdiğimiz eylemleri mutlu olmak için yapmıyor muyuz? Bu mutluluk doğrudan bizi ilgilendiren bir eyleme karşılık gelmesine rağmen çoğunlukla dolaylı olarak bizi mutlu yapan eylemlerdir. Örneğin gün içerisinde acıkıyoruz ve karnımızı doyurabilmek için yemek yiyoruz. Bu yemek yeme eyleminden sonra gıdalardan almış olduğumuz pek çok vitamin, mineral ve özellikle de vücutta endorfin ve serotonin hormonunun salgılanmasına destek olan içerikleri vücudumuza alarak hem fiziksel hem de ruhsal mutluluğa ulaşıyoruz. Günün yorgunluğunu atmak için kısa süreli dinlenmeler ve hatta sırtüstü 10 dk kadar sert bir zemine yatarak tüm vücuda eşit düzeyde kan dağılımını sağlayarak mutluluğa ulaşabiliyoruz. İhtiyacı olan bir insana maddi yardımda bulunmak bizi mutlu edebiliyor. Yaşlı bir amcanın koluna girerek yolun karşı tarafına geçirmek, hastalığından dolayı alışveriş için markete gidemeyen bir teyzenin ihtiyaçlarını karşılamak, yolda giderken bir çocuğa gülümsemek, araba ile giderken yağmurda ıslanmakta olan birisini gitmek istediği yere ulaştırmak, eşine iltifatta bulunmak, çocuğunun başını okşamak… Bu eylemlerin hepsi aslında doğrudan bizi mutlu eden eylemlerdir. Diğer taraftan annen istediği için yemeğini bitirmen, komşu kızının derslerinin başarılı olmasından dolayı senin de ders çalışmak zorunda olman, hatta oğlu avukat olduğu için senin bir basamak üstüne çıkarak hakim olmak için kendini paralamak gibi eylemler de aslında doğrudan birilerinin, dolaylı olarak kendinin mutluluğu (ev huzuru) anlamına gelir.  Dikkat edilirse yapılan her eylem, sonunda mutlu olmak amacını taşır.

İşte dönemin filozofları mutlu olmak adına yapılan tüm eylemeleri “erdem” olarak tanımlarlar. Erdemli davranış olarak ise kendilerine bilgelik, cesaret ve ölçülülük kavramlarını kırmızı çizgileri olarak belirlerler. Bilginin en iyi ve doğrusuna sahip olma, korkup korkmayacağı durumları tespit etme ve bireylerin tutum ve davranışlarını kontrol altında tutabilme…

Yukarıda bahsi geçen tüm eylemler erdemli davranışlardır. Bu davranışlar vicdanen kabul gören vicdanı harekete geçiren davranışlardır. Eylemlerin uygulanmasından sonra anlık mutluluk sonrası pişmanlık yaşıyorsanız erdemli olmayan bir davranışta bulunmuşsunuz anlamına gelir. Bu eylemler sizin vicdanınızı rahatsız etmekle kalmaz eyleminiz birine karşı yapılmışsa karşı tarafı da rahatsız etmişsinizdir. Dolayısı ile başta siz sonra da karşınızdakiler mutsuzluğu tatmış olur.

O dönemde mutluluk ahlakının yanısıra yaygın olan bir başka ahlak anlayışı da “Haz Ahlakı[4] olarak bilinen hedonizm kavramıdır. Sokratesin öğrencileri olan Aristippos ve Epiküros’un temsilciliğini sürdürdüğü “hedonizm” aslında iyi ve kötü kavramlarının insan davranışlarındaki yansımaları üzerinde durur. İnsanların iyi olarak nitelendirdikleri eylemlerin insana haz verdiği, kötü eylemlerin ise haz vermediği savunulur. Mutluluk ahlakının bir devamı niteliğinde olan haz ahlakı insan eylemlerinin vicdani sorumluluğunu da ortaya koyar. Öncelikle iyi ve kötü davranışların belirlenmesi sonra bu davranışların eyleme dönüştürülmesi… Neticede bireysel ya da toplumsal etkisi…

Sonuç olarak, insanların erdemli davranışlarda bulunması ve bunun sonucunda mutlu olabilmesi, iyi ve kötü ayrımını yapması ve sonuçlarını tahmin edebilmesi bu kadar zor olmamalı. Aslında zor olan karşındakine zarar vererek vicdanını rahatsız edecek davranışlardır. Günümüzde, teknoloji çağında almış olduğumuz anlık kararlar, aceleci tavırlar, ölçüp tartmadan eyleme dönüştürdüğümüz düşünceler birbirimize zarar verir. Bizim sonuçlarını değerlendirmeden atmış olduğumuz her adım aslında bize mutsuzluk olarak geri döner. İşte tam da “ahlaki değer” için bir kriter karşımıza çıkar. Kendimizi ve etrafımızı mutsuz ettiğimiz her davranış ahlaki değerlere uymayan davranışlardır.

Erdemli davranın, mutlu olun, mutlu edin…

[1] Diş, S. B., Bernard Williams Düşüncesinde Antik Grekler ve Ahlaki İlerlemecilik, ETHOS: Felsefe ve Toplumsal Bilimlerde Diyaloglar, 2017, 10, 68-85.

[2] Ocak, H., Kınalızade Ali Efendi’de Mutluluk Ahlâkı Kavramının Felsefi Temelleri, Iğdır Üniversitesi Sosyal Bilimler Dergisi,  2012, 1, 115-136.

[3] Bulut Uslu, N., Farabî ve Aristoteles’te Mutluluk Ahlâkı, Kırıkkale Üniversitesi Sosyal Bilimler Dergisi, 2018, 8, 469-480.

[4] http://static.dergipark.org.tr:8080/article-download/imported/1023006022/1023005546.pdf?

The following two tabs change content below.

Doç. Dr. Haydar GÖKSU

Doç. Dr. Haydar GÖKSU Düzce Üniversitesi

Latest posts by Doç. Dr. Haydar GÖKSU (see all)

PODCAST

Yine… Yeniden… sitemder….