PODCAST

Yine… Yeniden… sitemder….

18 Eylül 2020

SitemDer

Karanlık sularda güneş olmak…

Zeytin ağaçlarının süslediği kurak tepelerle bakışan üst katın balkonuna kitledim kendimi sonunda. Aşağıda dönen devir daimin şırıltısına cam tıklamaları ve odadan dışarı bakan soru işaretli suratlar eklendi akabinde. “İşim var, sepet olun” manasında kaş göz ettim. Anladıklarını sanıyorum ki tangır tungur takunya sesleriyle aşağı inerken “Beyza balkonda tek başına n’apıyo?!” seslerini duyabiliyorum hala.

Yazlıkçılık hikayeleriyle dolup taşan küçüklük ve genç kızlık anılarıma yenisi eklenmeyeli hayli zaman geçmiş.

En büyük derdimin yemekten sonra denize girmek için bir saat beklemek olduğu yaşlarda hayat ne güzeldi. O zamanlar üç odalı bir evde üç ailenin aynı anda tatil yapmaya çalışması biz çocuklar için “gün boyu eğlence ve mutluluk” demekti.

Yıllar geçip çocuk bizler büyürken, hayattan beklentilerimiz değişip, ilgi alanları başkalaşınca “kendime ait bir alan istiyorum” arzusu kaçınılmaz olmuştu ama ben o hengameden kaçamayıp yazları biraz mutsuz geçirir olmuştum.

Sonra bir sebepten yazlığa gidemez olduğumuzda İstanbul’da sahaf sahaf gezeceğim ve sinemaya gidebileceğim umuduyla heyecanlandığım yazlardan da sıcaktan uyuyamadığım ve kimseler ortada olmadığı için tat alamamıştım.

Ders çalışmak için çok müsait ama “mevsime doyduk” demek için yetersiz kalan ‘British Summer’ da beklentileri karşılayamayınca başa dönüp yazlıkçılığa bir şans daha vermek istedim.

Bu motivasyonla ailemin hatunlarını toplayıp, canım memleketimin güney sahillerinden birinde yazlıkçılık anılarımızı tazelemekteyiz bugünlerde.

Eylül’de Bodrum’un ne kadar güzel olduğunu ballandırarak betimlemek bana düşmez şimdi. Ben size her biri nev-i şahsına münhasır bireylerden oluşan ama bireysel olamayıp sürekli kitlesel hareket etme çabasında olan, fakat bu hususta da pek muvaffak olamayan ailemden bahsedeyim.

Altı buçuk kişilik pandemi yaz evimizde Üsküp şivesiyle konuşan leopar mayolu ananem, didaktik ama fedakar öğretmen çizgisinden tatilde bile ödün vermeyen annem, benzetme ve taklit yetenekleri yanında her lafa bir kulp bulma yetisi ile çok ciddi mevzularda bile bizi kahkahadan kırıp geçiren iki teyzem, taze anne küçük teyzem ve henüz konuşamasa da hepimizi minik parmağında oynatan en minik kuzenim ile bendeniz kendi tabirimizle ‘kaynaşıp duruyoruz’.

Kişisel alanımın, baş etmeye gücümün yetmediği ‘sürekli bir arada kaynaşmalıyız’ sabotajına kurban gitmesinden şikayetim yok bu defa. Sadece yazımı geciktirdiğim için kendime kızgınım ama çok da üstüme gitmeyeceğim.

Özlemişim çünkü, çook özlemişim hem de. Beraber geçen yazları, sıcaktan uyuyamamayı, cırcır böceklerinin gevezeliklerini, sabah evde ilk uyananın başlattığı gürültü patırtının gece yarılarına kadar dinmemesini. Elime her kitap alışımda “Hay Beyza bırak o kitabı evinde okursun, gel burda muhabbete koyul şimdi.” müdahalelerini bile.

The following two tabs change content below.

Beyza'nın Mutfağı

Köşe Yazarı at Beyza
Fim teorisi, tonal armoni, resim, felsefe ve Latince gibi bir çok sanat ve temel bilim dersleriyle desteklediği lisan eğitimini Boğaziçi Üniversitesi İngiliz Dili ve Edebiyatı Bölümün’de tamamladı. Royal Holloway, Londra Üniversitesi’nde Yüksek lisans eğitimi aldı. Doktoraya devam edebilmek için uzun dönemli yerleşme kararı aldığı İngiltere’de, aile kurmak ve Cambridge Üniversitesi Eğitim Fakültesi bünyesinde çalıştığı ikinci bir Yüksek Lisans da dahil olmak üzere, doktora dışında pek çok şey yaptı . Şimdi Brunel Üniversitesi’nde Akademik İngilizce dersleri veriyor. Kendisini anlayan bir doktora danışmanı bulacağı güne çok yaklaştığını hissediyor.

Latest posts by Beyza'nın Mutfağı (see all)