6 Haziran 2020

SitemDer

Karanlık sularda güneş olmak…

İKİ KADIN VE TURUNCU KARIŞIKLIK

WADJDA

Suudi Arabistan’ın ilk filmini bir kadın yönetmen çekti.

Nasıl cümle ama?

Durup bakılacak, ya da ara sıra kendi kendine tekrar edilecek bir cümle:

“Suudi Arabistan’ın ilk filmini bir kadın yönetmen çekti.”

Haifaa Al Mansour ilk olmayı umursamıyormuş ama mesaj içeren bir film çekmeyi istemiş.

Gerçekten de “Wadjda” adlı film tıka basa mesaj doluydu. Suudi Arabistan’da yaşayan kadının ne kadar sorunu varsa (ehliyet alamamaktan, kuma sorununa kadar) hepsine birden değinmişti. Ama bir kadın izleyicinin günlerce aklından çıkmayacak kadar da dokunaklıydı.

Sinema salonunun bile olmadığı bir ülkenin kızı olan Al Mansour Avustralya’da sinema okumuş. Babasının desteklerine minnettar.

Bisiklet sinemasal kod olarak özgürlüğü temsil etmiştir. Bu hikayede de bir yeşil bisiklet için yanıp tutuşan kız çocuğu var. O da ileride kendisiyle evlenmek isteyen erkek arkadaşının yardımlarıyla abayesini uçuştura uçuştura istediği  bisiklete binmeyi başarıyor nihayetinde.

Yönetmen ilk film için çok cesur ama gene de ılıman bir mesajla konuyu kapatıyor. Anladığımız kadarıyla erkeklerin gardiyan rolünden ziyade,  koruyucu ya da muhafız rolü oynamasını öneriyor.

TURUNCU GÜNLER

İran Sinemasının kadın yönetmeni Areş Lahuti’nin filmi, Turuncu Günler.

“Turuncu bir karışıklık” baş gösteriyor kadının hayatında. Kadın (Hediye Tahrani), mevsimlik işçi toplayan, işçilere portakal toplatan, erkekler dünyasında kendini kabul ettirmiş aracı bir hanım ağa. Hayatı yolunda gidiyorken, bir sorunun üstüne inatla ve kararlılıkla gitmesiyle her şeyi tehlikeye girer. Evini, arabasını, kocasını, kısaca sahip olduğu her şeyini tek tek kaybetmek üzeredir. “Karışıklık” çok güzel şematize edilmiştir. Dış mihraklar vardır: Kadının toprağında gözü olan bir adamla, kadının namusunda gözü olan bir başka adam!

Karışıklığın rengi turuncudur. Portakal gösterir yönetmen bize her yerde. Yer gök portakaldır.

Kadın gözü pektir, çeşitli risklere girer ve içerideki kışkırtıcılardan kurtularak sonunda zafere ulaşır.

Kendisi de bir öz sorgulama yapar. Kocasını başka kadına meyil gösterirken gördüğünde… Bütün her şey elinden gitmek üzereyken… Yani, kraliçeliği bırakır, kötü bir anısıyla yüzleşir ve işçilik günlerindeki gibi ağaca çıkarak, portakal toplamaya başlar.

Her iki filmde de sorunların çıkış noktası olarak “kadın” vardı. Kadın asiydi. Ondan orta yolu bulması isteniyordu. Erkeklerle uzlaştılar. Uzlaşamadıkları noktada da erkeklerini kaybettiler.

Turuncunun uluslararası bir kod olan karışıklık, ayaklanma, ihtilal ve devrim gibi kavramlarla çağrışması bir tesadüf olmasa gerek. Filmi bir de bu gözle izleyin derim.

The following two tabs change content below.

Defne ILGAZ

Sanatçı-Akademisyen at Defne Ilgaz
Bir ayçiçeği güneşte tek başına

Latest posts by Defne ILGAZ (see all)

PODCAST

Yine… Yeniden… sitemder….