PODCAST

Yine… Yeniden… sitemder….

19 Ekim 2020

SitemDer

Karanlık sularda güneş olmak…

Sıralara yerleşmiş öğrencilere hızlıca göz gezdiriyorum. Latin Amerikalısından Uzak Doğulusuna, Kuzey Avrupalısından Orta Doğulusuna renk renk, hikaye hikaye bir grup genç. Yakın yaşlarda olmanın yanında daha pek çok ortak noktaları var.

Ellerindeki telefon ve bluetooth kulaklıkları, not aldıkları tablet ve laptopları, giyim kuşam tarzları ve sıraların üstündeki kahve kaplarıyla teşkil ettikleri tek model olma haline yani ‘küreselleşmenin’ canlı canlı ispatına bakıyorum resmen. Ne garip, gözümün önündeki bu tabloya rağmen kurtulamadık gitti şu Zenofobiden.

Eski Yunanca ksenós ξενός “yabancı, yolcu” ve Eski Yunanca phóbos φόβος “korku” sözcüklerinin birleşiminden doğan “yabancı düşmanlığı” anlamına gelen kavram hani. Ya da başka bir deyişle ‘yabancı fobisi, kendinden olmayana karşı duyulan aşırı güvensizlik’.

Madem birbirimiz içinde bu kadar asimile olduk; yiyip içtiğimizin, tamamladığımız tahsillerin hatta hayallerimizin bile birbirinden pek bir farkının kalmadığı şimdilerde karşılıklı duyumsayamadığımız güven sorunu ve buna dayalı korku neden kaynaklı?

Ötekileştirme politikaları, faşist önyargılar, çıkar savaşları, göçmen sorunsalları… bütün bu kaos gezegence çoktan ardımızda bıraktığımız, tarihte yapılan talihsiz yanlışlar olarak kalmış olsaydı da zihinlere gün be gün ekilip telaşla yeşermekte olan nifak tohumları bıçak gibi kesilseydi şimdiye kadar.

Evrensel dünya görüşüne, barışçıl, sevgi dolu atıflarına ve entellektüel birikimine güvenerek kendini bu çemberin dışında tutanlar gerçekten sınanmadan önce bir daha düşünse mi acaba?

Mesela; yarı şaka yarı ciddi üslupta o yarasa çorbasını ilk içene sövüp, Çin halkının ne kadar pis olduğundan, börtü böcekle beslenip, insan hakları ve özgürlüğünü hiçe saydıklarından ya da ettikleri zulmün lanetine uğradıklarından falan dem vuranlarımız yok mu hala?

Pek çok farklı coğrafyadan olduğu gibi Çin’den gelen bir çok öğrenci ile çalışıyorum uzun süredir. Sorarsanız, Çinli öğrencilerimi eğitime ve öğretmene duyduğu saygıyı düşünce ve davranışlarıyla açık eden, bir hata varsa önce kendine dönüp bakan, kendi alanı kadar çevrenin temizliğine dahası, herkesin lehine olduğu düşündüğü kurallara her koşulda riayet eden espiri anlayışlarını da hiç öyle kaybetmemiş, tutarlı bireyler olarak tanımlarım. Ve de mahçup…

Çok mahçuplar evet. Hatta ‘hata’yı öyle üstlenmişlerki “virüs” kelimesi bambaşka bir bağlamda bile telaffuz edilecek olsa ya boş duvarlara ya da yerdeki parkelere mühürlüyorlar gözlerini ve buz gibi bir sessizlik çınlamaya başlıyor ta ki konu değişene kadar.

Aslında onların uzun zamandır yaptığı gibi, hatayı bulmak için önce kendimize dönüp bi baksak. Olur ya her şeyi şak diye çözemesek de idrakımızı düzeltmekle başlayamaz mıyız bir şeylere?

The following two tabs change content below.

Beyza'nın Mutfağı

Köşe Yazarı at Beyza
Fim teorisi, tonal armoni, resim, felsefe ve Latince gibi bir çok sanat ve temel bilim dersleriyle desteklediği lisan eğitimini Boğaziçi Üniversitesi İngiliz Dili ve Edebiyatı Bölümün’de tamamladı. Royal Holloway, Londra Üniversitesi’nde Yüksek lisans eğitimi aldı. Doktoraya devam edebilmek için uzun dönemli yerleşme kararı aldığı İngiltere’de, aile kurmak ve Cambridge Üniversitesi Eğitim Fakültesi bünyesinde çalıştığı ikinci bir Yüksek Lisans da dahil olmak üzere, doktora dışında pek çok şey yaptı . Şimdi Brunel Üniversitesi’nde Akademik İngilizce dersleri veriyor. Kendisini anlayan bir doktora danışmanı bulacağı güne çok yaklaştığını hissediyor.

Latest posts by Beyza'nın Mutfağı (see all)