PODCAST

Yine… Yeniden… sitemder….

18 Eylül 2020

SitemDer

Karanlık sularda güneş olmak…

Bu gece yıldızlar gökyüzünü parıl parıl aydınlatan birer inci tanelerini anımsatıyor bana. Ah şu yıldızlar için ne şarkılar ne şiirler yazılmış dünyada.

Oldum olası gökyüzü dikkatimi çekmiştir. Hep merak ederdim gök taşlarını ve evreni. Doğrusunu isterseniz hep meraklı bir çocuktum. Öğrendiğim bilgileri en küçük detayına kadar incelemeyi çok severdim. Okumak ve araştırmak bana büyük bir haz verirdi.

Ortaokul sekizinci sınıfta İngilizce kitabımızda bir fizikçi gördüm. Burada yazan haberde bir gün o kişinin uzaya gönderileceği yazıyordu. O ünlü evrenbilimci, fizikçi, astronom, teorisyen ve yazarın adı Stephen William Hawking’di.

Hemen araştırma yapmaya başladım. Çok genç bir yaşta ALS hastası olduğunu ve bu nedenle tekerlekli sandalyeye mahkûm olduğunu öğrendim. Bununla da bitmiyordu. Geçirdiği bir zatürre sonucu ameliyat olmuş ve ses tellerini kaybetmişti. Amerika’yı çok sevmemesine rağmen oradan gelen bir cihaz sayesinde robotik olarak da olsa konuşabiliyordu. (Kendisi bir İngiliz’di.) El yardımıyla kullandığı bu cihazı hastalığı ilerledikçe yanağındaki kaslarla kullanmaya başlamıştı.

Evren üzerine yaptığı teorilerin belgesellerini izledim. Bununla da kalmadım sadece Hawking’in değil Michio Kaku, Albert Einstein gibi diğer fizikçilerinde belgesellerini izledim. Evrenin işleyişi ve çeşitli teoriler hakkında daha detaylı bilgiye ulaşmak istiyordum. Bu nedenle çeşitli kitaplar okudum.

Üniversiteye ilk başladığım sene arkadaşlarımın bazıları bu ilgiye bir anlam verememişlerdi. Oysa ben her konunun edebiyatla harmanlanabileceği kanısındayım. Bir gün Yeni Türk Edebiyatı dersimize giren Mehmet Emin hocamız, elinde Stephen Hawking’in Zamanın Kısa Tarihi kitabıyla sınıfa geldi. O kadar mutlu olmuştum ki aynı gün ben de kütüphanede Hawking’in bir ansiklopedik eserini bulmuş ve ödünç almıştım. Daha sonra hocamız bu kitabı hepimize önerdi.

Stephen William’ın o kadar örnek alınacak yanları vardı ki hayran olmamak elde değildi. Hakkında yapılmış belgesel niteliğinde “Her Şeyin Teorisi” adında bir film var. İzlemenizi kesinlikle tavsiye ediyorum. Ben izlerken çok duygulanmıştım. Hayatını birebir yansıtmışlar ve filmde oynayan oyuncular gerçek kahramanlara oldukça benzer kişiler. Filmin müziklerini de oldukça beğenmiştim. Dinlemeniz için yukarıya bırakacağım.

Kimi zaman yaşadıklarımız ağır gelebiliyor ama şükretmemiz gereken o kadar çok güzel şey var ki… Mesela nefes alabiliyorsak, sabah uyanabiliyor ve gözlerimizi yeni bir güne açabiliyorsak o kadar şanslıyız ki. Bunu yapamayan ne yazık ki pek çok insan var ama her şeye rağmen mutlu olmaya çalışıyor ve hayat için çabalıyorlar. Hawking bunun en güzel örneklerinden. Bedenen hiç hareket edemez hale geldiğinde bile asla hayattan şikâyet etmedi, pes etmedi ve ömrünün sonuna kadar öğrencilerine bilgi verdi. Tüm insanlığın ufkunu açmak için çabaladı.

Çok ağır bir soğuk algınlığı için hastaneye gittiğim bir sabah Stephen William Hawking’in hayata gözlerini yumduğunu öğrendim. O kadar üzülmüştüm ki size anlatamam. Dünya, bu kadar güzel mücadele eden bir bilim insanını kaybetmişti. Bugün bile aklıma en çok gelen sözleri şunlar olmuştur:

“Eğer istiyorsa kurbanın kendi hayatına son verme hakkı olmalı. Ama ben bunun büyük bir hata olacağı kanısındayım. Yaşam ne kadar kötü gözükürse gözüksün, her zaman başarılı olacak bir yol vardır. Hayat varsa, umut da vardır.

Hareket edemememe ve konuşamama karşın zihnimde özgürüm.

Yaşam ne kadar kötü gözükürse gözüksün, her zaman başarılı olacak bir yol vardır. Hayat varsa, umut da vardır.”

 

 

 

The following two tabs change content below.
Lisansını Düzce Üniversitesi Türk Dili ve Edebiyatı bölümünde tamamladı. Erasmus AGH kapsamında Bosna- Hersek'te çalıştı. Lisans döneminde bölümüyle ilgili çeşitli programlar yaptı ve konferanslara katıldı. Edebiyatla bağını koparmadan çalışmalarına devam ediyor.

Latest posts by Rûh î Edebiyat (see all)