PODCAST

Yine… Yeniden… sitemder….

19 Ekim 2020

SitemDer

Karanlık sularda güneş olmak…

Ezbere Yaşayıp Gitmeyenler

“O zaman evleri çok büyük, kaç katı, kaç odası var ki ablasıyla beraber oturmaya razı geldin.” diyen bir akrabamın bu sözleri havada asılı kaldığında ben hiç umursamamıştım.

***

Ailenin tek kızı olmanın artılarından biriydi baba ocağında yaşadığım sürece kimseyle paylaşmak zorunda kalmadığım, kendime ait bir alanımın olması. Ya da  derslerime çalışıyorum diye yemek, temizlik gibi evin günlük rutinlerinden payıma pek iş düşmemesi. Beyza’nın mutfağı keyfine mutfağa girmişliğim çoktur ama o başkaydı.

Öğrenci olarak geldiğim bu şehirde ise kaldığım evi altı kişiyle, çatı katındaki odamı ise başka bir öğrenci ile paylaşıyordum. Hepimiz haftanın bir gününde yemek pişiriyor, alışveriş ve temizliği belirlenen rotaya göre sırayla yapıyorduk.

Kısa sürede adapte olduğum bu sistemin benzerleri, yıllar içerisinde ikamet ettiğim farklı paylaşımlı evlerde de devam etti.  Mobilyalı ev paylaşımı; yoğun genç nüfuslu Londra’da karşılıklı güven ve saygı esasına dayanan sürdürülebilir bir yaşam biçimiydi. Hemen herkesin tecrübe ettiği ya da en azından aşina olduğu bir anlayıştı.

Bu sebeple evlenme kararı aldığımızda, eşim ve ablasının o sırada beraber paylaştığı evi dağıtmak yerine, onların yanına taşınma fikrini kendim ortaya atmıştım. Paylaşımlı bir evde huzurlu bir düzen kurabilmek bizim için bebek işiydi.

***

Kinayeyle karışık densizce yapılan o akraba yorumunun beni zerre kadar etkilememesi de bu yüzdendi. Kendimi ifade etmek zorunda hissetmediğim için alışmaya çalıştığım nişan yüzüğüme bir göz kırpıp, kahvaltıma devam etmiştim iştahla.

Kendi geçmişini hafızasında tutabilmek şöyle dursun, hayatını diğerlerinin gözünden tetkik ede ede, düşman çatlatacağım derken kendi kendini çatlatanlar vardı. Bu tip hayretlik vakaları  ‘vizyonsuz’, ‘ezbere yaşayıp giden’,  ‘yaşamadan yaşlanan’ ve ‘döngüleri tekrar edip özgünlükten yoksun olan’ gibi ifadelerle de tanımlayabiliyoruz mesela. Ama onların görüş alanının ötesininde, asla farkedemedikleri geniş ufuklar da vardı.

Mesela; zaten evli olmanın rahatlığıyla, eşinle kafa kafaya verip, memleketteki yaz düğününüzü planlamanın iletişim problemlerinden azade, güle eğlene gerçekleştirilebilir olması gibi.

‘Düğünüm var a dostlar’ yırtınmasıyla; o çeyiz dükkanından bu mobilyacıya koşup, gelinliğim yetişecek mi diye gerim gerim gerilip,  dünyanın kredi, borç ve taksidiyle dünya evine girmek yerine; biz oturduğumuz yerden beraber geçireceğimiz ilk tatili planlamıştık elimizde birer fincan kahveyle.

Her zaman gülerek hatıladığımız bu anıların üzerinden bir yıl bile geçmedi ki ablamız da kendi yuvasını kurdu, daha sonra biz yepyeni başka bir eve taşındık, eşyalarımızı telaşsız, tek tek, özenle seçtik. Henüz sahip olmadıklarımız konusunda hiç acele etmedik ve hala da etmiyoruz.

İlk düşen süt dişini bugün koltuğun altında bulduğumuz yavru leoparımızın bize katılmasıyla enerjisi iyice yükselen huzurlu yuvamıza, sırf onlar “vakti geldi de geçiyor”  diye düşündüğü için yeni bir üye ekleme çabasında da değiliz.

Biz her şeyiyle kabul edip keyifle yaşama niyetinde olduğumuz ana odaklanıp, yeni ufukları kucaklamaya hazır durumda ve zaten akıştayız. Mesela bu da, ezbere yaşayıp gidenler için epey zor bir şey olsa gerek.

The following two tabs change content below.

Beyza'nın Mutfağı

Köşe Yazarı at Beyza
Fim teorisi, tonal armoni, resim, felsefe ve Latince gibi bir çok sanat ve temel bilim dersleriyle desteklediği lisan eğitimini Boğaziçi Üniversitesi İngiliz Dili ve Edebiyatı Bölümün’de tamamladı. Royal Holloway, Londra Üniversitesi’nde Yüksek lisans eğitimi aldı. Doktoraya devam edebilmek için uzun dönemli yerleşme kararı aldığı İngiltere’de, aile kurmak ve Cambridge Üniversitesi Eğitim Fakültesi bünyesinde çalıştığı ikinci bir Yüksek Lisans da dahil olmak üzere, doktora dışında pek çok şey yaptı . Şimdi Brunel Üniversitesi’nde Akademik İngilizce dersleri veriyor. Kendisini anlayan bir doktora danışmanı bulacağı güne çok yaklaştığını hissediyor.

Latest posts by Beyza'nın Mutfağı (see all)