PODCAST

Yine… Yeniden… sitemder….

26 Eylül 2022

SitemDer

Karanlık sularda güneş olmak…

“ESKİ ESER AHŞAP EVLER”

Sekiz ayda filiz veren bir vanilya çeliğim var… Filiz vermesi tam bir mucize! 

Onu şeffaf bir naylonun içinde tutup “gıdım gıdım” sulayarak filizlendirdim… her hafta naylonunu azıcık aralayıp havalandırdım… Her şeyi özenerek, sabırla ve “gıdım gıdım” yaptım. Mükafatı güzellik oldu.

Ama size onu anlatmayacağım… Size eski eser ahşap evimi anlatacağım. 

Alalı tam on iki sene oldu. Onaramadım. Öyle boş ve bakımsız duruyordu.

İki ay evvel cep telefonum çaldı… Arayan kişiyi tanımıyordum… Evle ilgili olarak buluşup konuşmak istiyordu. Alttaki uzun yazı buluştuğumuz o günü anlatıyor.

…………..

Gözleri  ardına kadar açılmış, önündeki kağıda kilitlenmişti… Kağıt da özensiz bir şeydi… bir defterden koparılmıştı… Elinde bir siyah tükenmez kalem, bir yandan konuşuyor, bir yandan kendi çizdiği şeklin üzerinden geçiyordu.

Durmadan sayıyordu.

-İki, dört, altı oda, bir de bodrum yedi… tam yedi oda çıkar. İki, dört, altı, yedi…

Şekil, üç katlı bir evin planıydı… ev benimdi… karşımda durmadan plan yapıp oda sayan da komşumdu. Çizilen kağıt, sürekli aynı yerden geçen kalem yüzünden yırtılmak üzereydi.

Adam aynı sokakta başka bir ev satın almış ve aparta çevirmişti. Tıpkı benimki gibi eski eser bir evdi aldığı.

Benim evim ahşap bir evdi, kırık dökük, bakımsız ama eski eser, ahşap bir ev… onunkinin ne olduğu belli değildi. O kadar çok betonlaşmıştı ki, gören bu bina ahşap değil, yığma inşaat derdi.

-İki, dört, altı, yedi. Tam yedi tane!

Anlaşılan evime fena göz koymuştu ve uzun zamandır boş duran evim hakkında benimle konuşmak için sudan bir sebep bulmuştu … bir şekilde telefon numarama ulaşmıştı. 

-Odalara banyo yaptınız mı tamamdır.

-İyi de ben evimi el aleme oda oda günlük kiraya vermek istemiyorum ki! Kim bilir ne tipler gelir! Ben insanları fazla sevmem. Uğraşamam insanlarla.

Dediğimi hiç duymamış gibi 

– Tam yedi oda çıkar, siz uğraşmayacaksınız ki, bir işleten, temizleyen buluruz size dedi.

-Yahu ben bu evi bunun için satın almadım ki! Öyle apart mapart işletemem…kimsenin arkasını toplayamam ben!

-Bakın bu sokakta neredeyse bütün evler apart otel oldu. Dünyanın parasını kazanıyorlar.

-E canım, ben evi bütün olarak işyerine filan kiraya vermek istiyorum. Şöyle temiz temiz. Sabah gelip akşam gitsinler. Dibimde Taksim metrosu… buradan ev olmaz zaten. Bir kere gürültüden uyunmaz. Sonra mazbut bir semt değil ki burası, şehrin göbeği!

-Bir bakın etrafınıza normal ev var mı burada? Demin önümüzden tüm Afrika kıtası geçti. O kadar siyahî nereden çıktı… bir arka sokağınızdan! Burada Nijeryalı’ların kaldığı koca bir yurt var.

-Ne? Nijeryalı yurdu mu? Onlar gezen turist grubu değil miydi?

-Hayır canım ne gezen turisti! Turistler burada yatıya kalıyor.

-Allah bilir nasıl tipler yatıya kalıyordur! Ya günlük münlük kiralık ayaklarına hayat kadınları filan dadanırsa!   Onların belalıları çok olur, gürültü patırtı! Zırt pırt polis kapıya dayanır… al başına dert. Allahım sen verme Yarabbim!

 Sonra fosur fosur sigara içer bunlar, tinercisi minercisi takip eder bunları… öyle içkili miçkili izmaritleri düşürüverirler elinden… Ev zaten ahşap! Aman aman, yok yok yooook istemem! Mazallah!

Böyle böyle komşumla bir saat kadar bir kafeteryada cebelleştikten sonra,

-Tuvana hanım, size onardığım bir binayı göstermek istiyorum dedi. Bence fikriniz değişecek.

Ustasıyla beraber onlar önde ben arkada Harbiye’nin sokaklarında bir sağa saptık bir sola, sonunda beton gövdeli bir evin önünde durduk.

Ev ev değil, merkez bankasıydı mübarek! Önünde bir demir duvar, ardında kapı!

-Gördünüz mü Tuvana Hanim, ne su saati ne de elektrik koframız dışarıda… Burada kimse bunları dışarıda bırakmaz, yoksa sizin su saati gibi çalınır.

-Ya evet… Ben yıllarca  insanlara güvenmekle çok saf davranmışım… halbuki insanın ağzından dişini bile söküyorlar değil mi?  Maşallah pek korunaklı bir girişi var, eski eser mi bu?

-Evet.

-Ahşap demeyin inanmam.

-Sizin evinizle bire bir aynı Tuvana Hanım. Bu ev de ahşaptı ama biz pek çok yerini sağlamlaştırıp beton yaptık.

-Gerçekten mi? Ahşap demeye bin şahit ister!

-Evet, modern ve şık bir görünüm için hiç bir şeyden sakınmadık.

 

Evin içine girdiğim andan itibaren sanki Esenyurt’ta filan yapılan yepyeni bir rezidansta hissetmiştim kendimi… 

Pürüzsüz gri metal korkuluklu merdivenler… gizli led aydınlatmalı asma tavanlar… yerde laminat parkeler… Ne ahşabı, ne eski eseri!..

Köşeye sıkışmış kedi gibi tüylerim diken diken olmuştu.

Allahım, gözümü sımsıkı yumup bir daha açsam yok olma şansı var mıydı bu gördüklerimin acaba diye düşündüm.

Denedim. Vallahi denedim… gözlerimi yumdum.

Açtığımda her şey daha da kötüleşti! Yerlere kadar uzatılan zavallı bir giyotin pencere, sürgülü balkon camına dönüşmüştü… önündeki fransız balkonu görünce dedim ki;

-Sevgili komşum… Çok uğraşmışsınız belli… Ama ben çok demode bir insanım. Tok adım seslerini duyduğum o ahşap evleri seviyorum.

 Merdivenin çıtırtılı sesini duyayım. 

Soğuk kış günlerinde esen hırçın rüzgar azıcık içeri girip dolaşsın odada… o zaman evin koruyuculuğunu daha iyi anlar insan.

Sonra depremden filan korkmaz ahşap evlerde oturanlar… Dağlar yıkılsa bile ahşap evler kolay kolay yıkılmaz… öne eğilir, arkaya eğilir ama sonra düzelir. 

Her ağır vasıta ya da gemi geçişinde eskiyen pencere macunları yüzünden camlar zangır zangır sallanır. Her geçişte bir curcuna bir curcuna.

Kapılar her açılıp kapandığında gıcırdar, sürekli dert yanar ev. 

Hayalperest bir romantizmle almamıştım ben kendi evimi. 

Sevgim sardunyalı pencerelerle dolu tek karelik donuk güzellikler için değildi.

Beynime kazınan ahşap evler, kapısında kedi besleyen yaşlı ve fakir insan fotoğraflarından çok farklı. Hiç de öyle lay lay lom nostaljik tek karelik görüntüler değiller. Böyle fotoğrafları çekenlerin böyle evlerde hiç yaşamadığını düşünüyorum. Ahşapla gerçek anlamda tanışmamışlar. 

Ola ki bir tesadüf eseri taşınmış olsalar, bozulan rahatları yüzünden çığlık çığlığa kaçarlar!

Çamaşır suyuyla dezenfekte edilip bembeyaz temizlenen apartman dairelerine benzemez bu evler çünkü.

Ben tahta kurusunu da, faresini de, akrebini de bilirim ahşabın… sık sık akıtan çatılarını, merdivenlerinin, yerlerinin zor temizliğini de bilirim. Ne kadar fırçalayıp silerseniz silin asla temizmiş gibi durmaz.

Her söylenenin işitildiği, fısıltıyla konuşulan basık tahta odaları, muhteşem akustikli kurnalarını iyi bilirim. Yıkanırken ne güzel şarkı söylenir.

Bir ahşap evde oturuyorsanız, evin asla sessiz olmadığını bilirsiniz. Sessizliğin sesini dinlediğiniz betondan çok farklıdır ahşap.

Ev de şarkı söyler, yaşar sizinle.  Sanki bir aile büyüğünüzün yanındaymışcasına mırıldanışını duyarsınız, güvende hissedersiniz kendinizi… Her an önünüze çay ve kurabiye gelecek ya da kestirmek için uzandığınızda üzerinize bir şeyler örtecek gibidir. 

Bilirim ahşap evleri… Ahşap evde büyüdüm ben.

Bu yüzden mazur görün beni. Zevkler ve renkler tartışılmaz. Bu Ali Ağaoğlu tarzı hiç bana uymuyor. Bana o kadar uzak ki… Keşke ahşap bir ev alıp bu kadar değiştirmeseydiniz… baştan beton bir ev alsaydınız.

-Betonlar pahalı, ahşap evler ucuz… Kimse  eski eserlerin onarım izniyle uğraşmak istemiyor.

-Ama ahşap evi onarmak daha pahalı.

-E iyi ya biz de ahşap alıp betona çeviriyoruz.

İşte işin özeti buydu! Bu kadar hilkat garibesi bina tam da bu yüzden türemişti. Ruhunu kaybeden ahşap evlerin sayısı bu yüzden böyle hızla artıyordu.

Ahşap evler ucuz ama onarımları zahmetli ve pahalıydı. Bu yüzden içinde oturan eski sahipleri onaramıyor ve onları ahşabı hiç tanımayan insanlara satıyorlardı.

Ben bu yüzden yıllardır onaramamıştım ahşap olan evimi… Çok yazışmalı, çok izinliydi . Çok uzmanlık istiyordu… çok pahalıydı. 

Ama seviyordum onu işte, elden çıkarmayacaktım. Elime para geçtikçe gıdım gıdım düzeltecektim. 

Insan yapısı hiç bir güzellik şıp diye olmuyordu ki… Ayrıca estetik bilgi ve emek işiydi… tesadüfle oluşmuyordu.

 Oynaya oynaya, zevk alarak.

Özene bezene yapılan her çalışma böyle yavaş ilerlemez mi zaten?

iki, dört, altı yedi gibi değil, gıdım gıdım yapacaktım.

Gıdım gıdım.

 

Tüm ahşap dostlara gitsin bu yazı. 

Umarım onları anlayan ve seven ellere düşerler.

Yazar Hakkında

The following two tabs change content below.
M.Ü. Güzel Sanatlar Sinema-Tv ve T.Ü Fermente Ürünler mezunu. 23 yıl TRT çalışanı, şimdi emekli. 2D- 3D animasyon , seramik, botanik, kaligrafi, geleneksel el sanatları meraklısı... Biraz tiyatro ve müziğe bulaşmışlığı da var... bir de yazmayı seviyor.

Latest posts by Renkli Kalem (see all)