PODCAST

Yine… Yeniden… sitemder….

30 Kasım 2020

SitemDer

Karanlık sularda güneş olmak…

DENEYSEL, BAĞIMSIZ, UNDERGROUND VE AVANT – GARDE FİLMİ TANIMLAMAK

2.2. DENEYSEL, BAĞIMSIZ, UNDERGROUND VE AVANT- GARDE  FİLMİ TANIMLAMAK

İnsan iki ayağı üzerinde durmaya başladığından beri, tek başına olmaktansa gruplar, klanlar, kabileler oluşturmayı tercih etmiştir. Tek başına var olmayı başaranları, “meczup”, “maceracı”, “tutunamayan” olarak tanımlamıştır grup yaşantısını sürdürebilenler. Gruptakilerse kurallara uyabilenler, yani kontrol altında tutulabilen ya da oto kontrolleri sürüye uygun olarak gelişmiş olanlardır.

Yaşantısını kendi belirlediği kurallar ya da kendine özgü yol ve yöntemler içinde sürdürebilmenin bir gerekliliğidir aslında, sürüden ayrılıp daha az güvenli olan koşulları tercih etmek.

“Kitle”nin kuralları dünya küreselleşmeden önce yöreseldi; sadece paraleller, meridyenler değiştikçe değişkenlik gösterirdi. Önce ulaşım, sonra iletişim, sonra da ürün dağıtım teknolojisi ve yöntemleri geliştikçe büyük bir sürü oluştu. Küçük ve birbirinden farklı sürüler yerine…

Sürüleşme; insanın biyolojik, genetik kökenli bir refleksi, belki de ihtiyacı… Ama zorlu imtihanlardan geçmek zorunda kalsalar da dağlarda yalnız gezen bilge kişiler hep olmuş, öldükten sonra da hatırlanmışlardır.

Her daim bu şekilde iki ayrı yolu olmuştur insanın: Ya yalnız ve özgün, ya da kalabalığa adımlarını uydurarak ve sıradan… Ulusal kimlik taşıyan filmlerin kaderi küresel boyutta daha yalnız ve tenhada kalmalarına neden oluyor.

Günümüzde bu iki ayrı dile, “kitlelerin dili” ile “alternatif üsluplar” deniyor. Alternatif üsluplar ise “üst kültür” olarak niteleniyor. Hayatını Türkiye’deki alternatif rock müziğine adamış olan Güven Erkin Erkal[1], “alternatif sanatçıları küçük bir pastanın büyük dilimlerine talip” olarak niteliyor, “popüler sanatçılarıysa büyük bir pastanın ince dilimlerini paylaşıyor” olarak görüyor. Buradan da anlıyoruz ki aslında sürüye alternatif yollar geliştirenler de tamamen müşterisiz kalmıyor, küçük de olsa bir kar pastasının dilimlerine talipler. Nur Onur’un üzerine kitap yazdığı” B filmleri” de böyle filmlerdir söz gelimi. Kitle sinemasına alternatiftirler ama Hollywood’da onları üreten ve dağıtan firmalar da vardır.

Yan yollara sapıp yeni ve hiç yürünmemiş yollar keşfedenler de bir gün küçük de olsa bir sürünün lideri olup çıkıyor aslında. Öncü (Avant-garde) yapıtların daha sonra ekollere dönüşmesi gibi.

Avant-garde tabiri Fransızca… Öncü akımların ve öncülük yapan, öncülük misyonunu yüklenmiş sanatın doğduğu yerin Fransa olduğunu buradan da anlıyoruz. Bu oluşumun filmleri de “deneysel” diye nitelendirilir ama bireysel arayışlar değil birçok zihnin bir araya gelip dayanışmasından ortaya çıkan hareketlerdir. Bu yüzden bağımsızlığı da bizce görecelik kazanır. Bu durumda gene avant- garde yani  “Öncü Akım” en doğru tanımlama olur.

Avrupa’da resim çevrelerinde doğan öncü akımlardan (Empresyonizm, Kübizm, Dadaizm, Sürrealizm gibi) etkilenen sinemada da çeşitli akisler oluştu. Aslında bu akisler artık, sinemanın sanat oluşunun kabulü anlamına da geliyordu.

Sessiz dönemde, dil engeliyle çok az karşılaşılan, görsel yanı ağır basan bu filmlerin, karşı çıktıkları ve Hollywood’un başını çektiği ana akım kadar uluslar arası izleyicisi vardı. Paris’ten Londra ve Berlin’e kadar film kulüpleri, radikal sanat dergileri (G, De stijl), uzmanlık dergilerinde (Close Up, Film Art, Experimental Film) tanıtımı yapılan filmler için ticari olmayan bir gösterim çevresi oluşturdular.”[2]

Görüldüğü gibi “avant- garde sinema” böylece Fransa’da doğmuş olsa da bütün Avrupa’yı hatta Rusya’daki çalışmaları da içine alan bir kavram oldu.

Sanat sineması veya anlatısal avant- garde, Alman İzlenimciliği, Sovyet montaj okulu gibi hareketleri, Fransız “izlenimciler” Jean Epstein ve Germaine Dulac’ı ve Abel Gance, F.W. Murnau ve Carl Theodor Dreyer gibi bağımsız yönetmenleri içeriyordu.”[3] 

Büyük “sürü”lerin tercihlerinden farklı olan yollara alternatif yollar dendi. Bu yollar zamanının ekonomik, politik çarkın kaidelerinden bağımsız olmayı seçen şahıs ya da grupların saptığı, açtığı, tercih ettiği yollardı.

Bir bağımsız sinema tanımına ulaşmak konusunda onun nereden bağımsız olduğunu anlamak önemlidir. Tek kelimeyle söylemek gerekirse, Hollywood’dan.”[4]

Hollywood’un neyi temsil ettiğini de tanımlarsak eğer, bu tanımlama tamamlanmış olur: Ticaret mantalitesini, arz-talep ilişkisini, yediden yetmişe geneli, çoğunluğu pek tabi kitle iletişim dilini… Küçük ya da büyük, gelişmiş ya da gelişmekte olan her ülkede küçük ya da büyük “Hollywood” karşılığı olabilecek bir sektör var.

Bağımsız sinema türlerini tanımlamak sanatı tanımlamak kadar zor aslında. Sanat Tarihçileri için de, “sanat neye denir” ya da “ne sanattır” sorusunun cevabını bulmanın zor olması gibi. Aristotales’e göre bir yapıtın sanatsallığından bahsedebilmek için gerçeğin taklidinden ne kadar uzaklaşıp soyutlamaya ne kadar yaklaşmış olduğunu ayrıştırmamız icap eder. “Farklı sanatları sınıflamanın ikinci ve daha modern bir yolu yapıt, sanatçı ve gözleyici arasındaki ilişkilere dayanır.”… “Burada yapıtın niteliğiyle değil ama onun aktarım tarzı ile ilgileniyoruz.”[5]

            “Büyük sinema işletmelerinin çarkını döndüren aslında o “gösterişli” filmlerdi. Büyük emek ve zaman isteyen süreçlerin ardından çıkan bu filmler stüdyoların lokomotifiydiler. Ayrıca büyük stüdyolar o yıllarda dağıtımı ellerinde tuttukları için belli sayıda sinemayı yıl boyu doldurmak zorunda idiler. Her zaman büyük pahalı filmler yapamadıkları için arada boş kalan haftaları, bir şekilde doldurmak zorundaydılar. Öyle ki, bu gösterişli filmlerden arta kalan boş zamanları kısa sürelerde doldurulabilecek, hızlı kotarılmış çok daha ucuza çıkan ve böylece bir anlamda filmlerin getirdiği mali riski de dengeleyen, küçük filmler üretilmesi söz konusu oldu. İşte bu noktada B filmleri karşımıza çıkmaktaydı.”

O filmlerin bütçeleri küçük olurdu ve hiçbir açıdan iddia taşımazlardı. Hikâyeleri, dekorları, kostümleri abartılı olmazdı. Filmlerin başrollerini ise daha önce sözünü ettiğimiz gibi stüdyoların kontratı altındaki büyük starları değil henüz yeterince tanınmamış oyuncuları oynardı.”[6]

Sonuç itibariyle B filmleri de onları üreten bir sektöre, küçük de olsa bir endüstriye sahip olmuş görünüyor. Zamanla kendi izleyicisini yaratarak bir talep ve arz mekanizmasına sahip oluyor. Yatırılmış olan para diğerlerine göre çok daha küçük olsa da geri dönüşüm beklentisine sahip bir yatırımcısı var. Bu filmlerin dağıtımları da büyük dağıtımcılar tarafından yapılmakta.

Bu durumda bu filmlere bağımsız diyebilir miyiz? Başlıkta geçen deneysel (experimental), avant-garde (öncü), underground (yer altı) sinemalarının hepsini aslında bağımsız (independent) sinema olarak tanımlayabiliriz.

Terminolojik olarak “underground” aslında Amerika menşelidir. Amerikalı sanatçılar kendileri de terimin illegalliği çağrıştırdığını söyleyerek ve bundan rahatsız olarak, kendilerine independent yani bağımsız denmesini istemişlerdir. Bizce bu noktadan itibaren bu kavrama sinemaya mal olmuş bir kavram olarak tekrar tanımlanıp sahip çıkılması gerekliliği belirmiştir. Deneysel ya da bağımsız filmler skalasında hala kullanılan bu İngilizce tabire doğru bir kimlik kazandırmamız gerektiğini düşünüyorum. Amerikalı deneysel bir sanatçının şöyle bir sözü var: “ Amerika gibi bir ülkede yalnızca sanat için film yapmak başlı başına bir çılgınlıktır zaten!”[7]

O yüzden de Amerika’da doğmuş olan underground sinema çılgındır, protesttir, korkusuzca otobiyografiktir, seks ticari sinemada ele alındığı gibi değil ama gene de çok cesurca ele alınır. Söz gelimi eşcinsellik hem de otobiyografik olarak ilk, underground olarak beyaz perdede yer almıştır.

Bu kavramı evrenselleştirmek ve yeniden tanımlamak adına konturlarını yeniden çizmek gerekirse, bu filmlerin düzenle çatışan bir yönleri, sorgulayan bir duruşları ve örgütlü organize çalışmaları söz konusu olduğunu söyleyebiliriz. Zaman zaman yasaları zorlayıcı ideolojik bir tarafları vardır. Fazlaca cesaret gerektiren konuları fazlaca cesaret gerektiren bir aktarımla anlatmaya kalkışırlar. Kolay söylenecek sözler söylemedikleri için herkesin gitmediği, bilmediği yerlerde bu söylemlere hazırlıklı küçük kitlelere gösterimler düzenlenir. Bu gösterimler, genellikle, tartışmalı diyaloglu organizasyonlara dönüşür. Çünkü bu tip hareketlerin mensupları düzenin taşlarını yerinden oynatan sert çıkışları olan filmlerini bir tartışma ortamı oluşturmak için çekmişlerdir çoğu zaman. Ama elbette underground filmler de kısadır, bağımsızdır, deneyseldir aynı zamanda…

Yürüdükleri yolun bedellerini ödemeye hazır özverililik ve kararlıkta bir grup genç sinemacıyı da böylelikle bir kez daha bir bilimsel çalışmanın konusu yapmış olduk. Bağımsız ve öncü sinemanın ne olduğuna ve olmadığına göz attıktan sonra tartışmamız gereken şudur; “küçük bütçeyle çalışan, bağımsız mecralarda filmini gösteren her sinemacının yapıtına deneysel sanat adını verebilir miyiz?”

Türk Dil Kurumu Yayınları’ndan çıkmış olan Nijat Özön tarafından hazırlanmış Sinema Terimleri Sözlüğü’nde çeşitli tanımlamalar var. Önce onlara bir göz atalım:

“Deneysel Film: (Fr. film expérimental) (İng.experimental film): Sinemada, alışılmışın dışında yenilikler deneyen film çeşidi. Ay.bk. öncü film.

Deney Sineması: ( Fr.cinéma d’essai) (İng. “cinéma d’essai”): Taşıdığı değerler, getirdiği yeniliklerin anlaşılması güç olduğu için iş sinemalarında gösterilmeyen filmleri düzenli bir yolda gösteren özel sinema salonu. Ay. Bk. Sanat sineması.”[8] 

Deneysel sinemanın en temel örnekleri olarak kabul edilmiş başlangıç örneklerine göz atarsak eğer, deneysel film, ya da deney sineması terimleri bizim için bir terim olmaktan öteye geçmeye başlar.

           Başlangıcından itibaren deneysel olarak adlandırılmış filmlere baktığımızda, ele aldığımız terimler içersindeki en kapsayıcı terimin, ne bağımsız, ne underground, ne avant garde olduğunu, deneysel sinema tabirinin en kapsayıcı başlık olduğunu görürüz.

 

[1] Güven Erkin Erkal, Mart 2012 tarihli kişisel görüşme.

[2] Geoffrey Nowell-Smith (Ed.). Dünya Sinema Tarihi. Ahmet Fethi (çev.). İstanbul: Kabalcı Yayınevi, 2003, s.124.

[3] Geoffrey Nowell-Smith (Ed.), Dünya Sinema Tarihi.  Ahmet Fethi (çev.). İstanbul: Kabalcı Yay., 2003, s.124.

[4] D.K. Holm. Bağımsız Sinema. Barış Baysal (çev.), İstanbul: Kalkedon Yayınları, 2011, s.16.

[5] James Monaco. Bir Film Nasıl Okunur. Ertan Yılmaz (çev.). 3. Baskı, İstanbul: Oğlak Yayıncılık, 2003, s.34

[6] Nur Onur. Kitle Kültürü Sineması ve B Filmi. İstanbul: Hayalperest Yayınevi Sinema Kuramları, 2011, s.86.

[7] Sabri Kaliç. Deneysel Sinemanın Kısa Tarihi. İstanbul: Hil Yayınları, 1.Baskı, Aralık 1992, s.84.

[8] Nijat Özön. Sinema Terimleri Sözlüğü. Türk Dil Kurumu Yayınları. Sayı: 210, Ankara: Ankara Ünv. Basımevi, 1963, s. 31.

The following two tabs change content below.

Defne ILGAZ

Sanatçı-Akademisyen at Defne Ilgaz
Lisansını ve yüksek lisansını Marmara Üniversitesi Güzel Sanatlar Fakültesi/Enstitüsü Sinema TV bölümünde yaptı. İki yazarın kızıdır. Aynı zamanda müzisyendir. Albümleri ve coverlerı var. İki çocuk annesi. Doğduğu ve büyüdüğü İstanbul'dan taşınarak yaşantısını sonuncu il Düzce'nin Akçakoca ilçesinde sürdürmekte, bağımsız sanat adına çalışmalarına orada devam etmektedir. Daha fazla bilgi için www.defneilgaz.com.tr kişisel web sitesini ziyaret edebilirsiniz.

Latest posts by Defne ILGAZ (see all)