4 Temmuz 2020

SitemDer

Karanlık sularda güneş olmak…

Cüceler Beni Takip Ediyor

Bir varmış, bir yokmuş…

Ama bir dakika. Hikayeyi anlatmadan önce bu hikayenin biraz arka planından bahsetmem gerekir.

İnsanlar kentlerdeki hep o en büyük, en ihtişamlı yapılara giderler ya. Barcelona’ya gidenler Sagrada Familia’yı, Roma’ya gidenler Colosseum’u ziyaret etmeden dönmezler. Köln için de o herkesin ziyaret ettiği yapı; Kölner Dom. Haklılar da tabi. Bütün bu şaheserler boşuna ünlenmiyorlar. Namlarının arkasında müthiş bir estetik, görkemli bir tarih var.

Ben bir şehri ziyaret ederken ya da bir şehirde yaşarken bu sembol yapıların yanında bir de kenarda köşede kalmış ama hikayesi olan eserlere ilgi duyuyorum. Her ne kadar bilimci olsam da öteden beri fantastik edebiyata, masala karşı konulmaz bir çekim duyuyorum. En sevdiğim yazarlardan, canım Le Guin’in dediği gibi:

“Fantezi doğrudur. Gerçek(olgusal) değildir, ama doğrudur. Çocuklar bunu bilir. Yetişkinler de bilir ve birçoğu tam da bu yüzden fanteziden korkar.”

Benim masala, fantastik öykülere sevgim biraz çocuk kafalı olmamdan biraz da korkularımı gerçeklere saklamamdan olabilir.

Hadi artık anlatayım size Köln’de evimden sonra en sevdiğim mimari yapının hikayesini.

Bir varmış, bir yokmuş… Köln şehrinde Heinzelmannchen denen (evet Almanca her şey için üretilmiş aşırı uzun kelimelerin dili) ufak yaratıklar, cüceler yaşarmış. Bu cüceler yalnızca geceleri, insanlar uyuduktan sonra ortaya çıkar ve Kölnlülerin yapması gereken bütün işleri fıtı fıtı ortalarda dolanır bir güzel hallediverirlermiş. 

Zamanla insanlar yapmaları gereken işleri aslında yapmaları gerekmediğini fark etmişler. Ne de olsa onlar için gelip bütün işleri halleden birileri varmış. Gel zaman git zaman Kölnlüler tembelleşmişler ve artık hiçbir iş yapmaz olmuşlar. 

Hikaye bu ya, günlerden bir gün terzinin meraklı karısı bu işleri kim nasıl hallediyor öğrenmek istemiş. Nasıl yaparım ne ederim diye düşünürken aklına yerlere bezelye taneleri koymak gelmiş. O gece yatmadan önce evin zeminine bir güzel bezelye tanelerini döşemiş. Cüceler yine her zamanki gibi işleri halletmek için terzinin evine geldiklerinde bu bezelyeleri görmeyip üstüne basıp düşmüşler. Bu tuzağa çok sinirlenen cücelerin hepsi o gece kaçmışlar ve bir daha geri dönmemişler. O geceden sonra Köln ahalisi artık kendi işlerini kendileri yapmak zorunda kalmışlar.

Köln’ün merkezindeki bu anıt da bu hikayeyi anlatır.

Benden size tavsiye. Bundan sonraki ilk tatilinizde gezi kitaplarının ilk sayfalarında olmayan yerlere de yolunuzu düşürün. Ve eğer yolunuz Köln’e düşerse de mutlaka bu fıskiyeye uğrayıp cücelere bir selam verin. 

Cüceli başka bir şehir daha var önceden yaşadığım. Cüceler ve hikayeleri peşimi bırakmıyor gibi. O cücelerin hikayesi ise ama bambaşka. Anlatırım onu da bir ara.

The following two tabs change content below.

Sufistike

Psikoloji lisans derecesini Boğaziçi Üniversitesi'nden aldıktan sonra Polonya'da gönüllü olarak çeşitli AB projelerinde çalıştı. University of Birmingham'de psikoloji alanındaki yüksek lisansını tamamladıktan sonra Türkiye'ye döndü ve hala aynı alanda doktora eğitimine devam etmekte. Şu sıralar akademik çalışmalarını Almanya'da sürdürüyor.

Latest posts by Sufistike (see all)

PODCAST

Yine… Yeniden… sitemder….