PODCAST

Yine… Yeniden… sitemder….

9 Şubat 2023

SitemDer

Karanlık sularda güneş olmak…

“ÇİY”=”MERHAMET”

Hava olayları ve atmosferik hareketlerin  insan ruhunda duygu olarak yansımasıyla ilgili bir dizi başlamıştım geçenlerde. Bunu destekleyen ve sözlerime paralel giden bir de film eklemiştim. Önce “sis”i işlemiştim. Bugün sırada “çiy” var.

ÇİY: Havada buğu durumundayken akşamın ve gecenin serinliğiyle yüzeylerde toplanan küçük su.

Küçücük bir odaya en azından altı yedi kişi toplanmıştık. Hepimiz cızırtılı bir hoparlörden gelen ince sesli bir melodiye kulak kabartmıştık. Jenerik müziği olarak seçilen parçayı dinliyorduk.  Hem de durmadan temcit pilavı gibi evire çevire ısıtıp dinliyorduk!!!

Parçanın ne dediğini anlamamız gerekiyordu… ve ona uygun bir de jenerik üretmemiz gerekiyordu. Grafiker bendim. Jenerik benim elimden çıkacaktı.

Melodinin ruhu hakkında her kafadan bir ses çıkıyordu. Havada uçuşan sıfatlar öyle ağırdı ki nasıl uçtuklarına şaştım kaldım. 

Biri “Çok hüzünlü” dedi …

Biri de “Umutsuz”…

“Yaşlı”

“Depresif”

“Ağlamaklı” dedi biri!

Dâhi danışmanımız da buna katıldı ve “Çok ezik bir ruh hâli” dedi.

Yutkundum… “EZİK”miş! 

Parça bambaşka bir şeyi, “merhameti ve ardından gelen saflığı, masumiyeti” anlatıyordu. Masumiyet! Bu çağda bulunmayan bir şey… genellikle çok küçük yaşlarda kaybedilen bir şey…

Artık olmayan bir şey nasıl tanınabilirdi ki. Bunun için “hafıza” ve biraz da “cesaret” gerekirdi. Masumiyet nerelerde kalmıştı da bu yetişkin insan grubundan kimse hatırlayamıyordu? Neredeydi masumiyet?

Tırnaklarımıza ilk oje sürüşümüzdeydi masumiyet… o gıdıklanma duygusundaydı.

Üzerimize düşen ilk beğeni dolu bakışta nereye bakacağımızı bilemeyip, yere baktığımız andaydı… kulaklarımıza kadar kızararak. 🙂

Arkadaşımızın saçında çok beğendiğimiz bir saç tokasının benzerini hediye paketinden çıkardığımız andaydı. Attığımız sevinç dolu çığlıktaydı!

Kedi yavrularını uyandırmaktan korkarak kucağımızda uyuttuğumuz zamanlardaydı…

Kendimiz olduğumuz, halimizden memnun olduğumuz zamanlardaydı…

ÇOK OLMAYA İHTİYAÇ DUYACAK KADAR AZ OLMADIĞIMIZ ZAMANLARDAYDI! 

O zamanlar her yanımız çiy kaplıydı. Bu nedenle tenimiz körpe ve yumuşaktı. Çabucak tepki verirdik sonrasının hesabını yapmadan…

Kartlaşmamız, kurumamız ve nasır tutmamız masumiyetin kaybıyla başladı.

Son yıllarda TRT”deki program danışmanları çoğunlukla tepeden inme geliyorlardı . Nasıl oluyorsa hem spor, hem ahlak, hem ekonomi hem de sanat programlarında danışılacak derin bir dehaları vardı. Bu dehalardan üstte yazdığımı unutmam mümkün değil. 

Emekli olmadan önceki bir iki senem bu kuru atmosferde geçmişti. Ondan mıdır bilmem şimdi dört bir yanım yeşil bitkilerle çevrili… evimde nem dorukta… genzim hiç kurumuyor artık… Her çıkan yeni filizde sanki kalbimi yeniden çiy kaplıyor.

Koca koca yapımcıların tanıyamadığı yumuşak sesli “Merhamet” insanda bulunmayan bir yetidir. Çünkü insan olsa olsa affeder… ya da bağışlar. Her ikisinde de yapılan hata unutulmaz… aklın bir köşesinde durur ve ilişkiler gardını alarak devam eder. Bu yüzden insan merhamet edemez… çünkü unutabilme erdemi yoktur.

Oysa merhamette göre göre lades vardır… gerçek bir “sil baştan” vardır…. Bu ulvî af, sadece yaradandan gelir.

Buğu ile gelir… çiy ile gelir… konar ve yeniden yumuşatır… masumiyeti ,iyi niyeti, saflığı geri verir…  bazen yemyeşil yapraklara, bazen çizgi çizgi alınlara, bazen de göz pınarlarına konar… hepsi çiydir.

Türk sinemasından “Muhsin Bey” geldi aklıma. Bu filmde yukarıda adı geçen faziletlerin her biri vardı içinde. Ne filmdi ama!!! Seyretmeyeniniz var mı?

Günümüzde aptallıkla bir tutulan saflık ve masumiyetin uzun yarışlarda kazanan Arap atı olduğuna defalarca şahit oldum…. kısa mesafelerde gülünç duruma düştüğü çokça olsa da! 

Mesela benden ilk öpücüğü saflığımı farkedip kandırarak almışlardı… Ilk uzun beraberliğimin başlangıcında, bir piknik gezisinde, bana “Göz bebeklerim üçgen” demişti. 

Böyle görsel hafızalı, hayatı gözleriyle isimlendiren birine söylenecek şey miydi bu!!!

Yaklaşıp baktım tabi :))))))))

Eh takdir edersiniz ki ilgim sadece üçgen gözbebeklerineydi. Çok çabalamasına rağmen ayrılma kararım çok uzun sürmedi. Ayrılma nedenim gözbebeklerinin üçgen olmamasıydı…

Yerden göğe kadar haklıydım… haksız mıyım?

Umarım mutludur, iyi insandı.

Saflığın beni düşürdüğü çeşit çeşit zor durumlar olsa da, bol bol kazık yeme tehlikesiyle karşılaşmış olsam da görünmez bir koruyucu kalkanı vardır. Buna şahidim. Uçurumlara düşmekten, ümitsizlik kuyularına itilmekten hep kurtarmıştır.

Örnek bir insan değilim ama çok şanslı bir insanım… Çünkü üzerime çok çiy düşüyor. Neredeyse uyandığım her sabah.

O sabahlar var ya hani… kızıl göğün ardından gelen, o uzun, incecik ama güçlü, sapsarı gün kolları… yüzüme değip göz kapaklarımı aralayan… her gün yeni bir şans daha veren… bağışlamaya ve yeniden, yeniden, yeniden başlamaya, sevmeye cesaretlendiren… Masumiyeti tekrar tekrar geri getiren…

Damlalar gün içinde bir bir kuruyorlar tabi… ama olsun, o sabahlar var ya !

Yazar Hakkında

The following two tabs change content below.
M.Ü. Güzel Sanatlar Sinema-Tv ve T.Ü Fermente Ürünler mezunu. 23 yıl TRT çalışanı, şimdi emekli. 2D- 3D animasyon , seramik, botanik, kaligrafi, geleneksel el sanatları meraklısı... Biraz tiyatro ve müziğe bulaşmışlığı da var... bir de yazmayı seviyor.

Latest posts by Renkli Kalem (see all)