PODCAST

Yine… Yeniden… sitemder….

24 Temmuz 2021

SitemDer

Karanlık sularda güneş olmak…

Çiçek Olmak ya da Olmamak

Bazı kültürler, cinsiyetçilikten ileri gelebilecek zararları en aza indirmeye çalışıyor. Bazılarında ise, sorunlar hala kadınların ancak kocaları/babaları/oğulları ile anılması, sporcu çocukların kıyafetlerinin tartışılması düzeyinde seyrediyor.

Literatürde uzun zamandır cinsiyetçiliğin iki türlü tezahürü olduğu savunuluyor. Madalyonun iki yüzü. Birbirini doğuran ikiz kardeşler gibi; düşmanca cinsiyetçilik ve korumacı cinsiyetçilik.

Düşmanca cinsiyetçilik, belki de cinsiyetçilik diyince çoğumuzun ilk aklına gelen formu. Erkeklerin her daim her türlü gücü ellerinde bulundurma istekleri, hatta yeri gelince bu güçlerine tehdit oluşturma ihtimali olan kadınları yok etmeleri.

Fakat düşmanca cinayetçilik kendini gösteremediği kültürlerde/durumlarda yerini madalyonun diğer yüzüne bırakıyor; korumacı cinsiyetçiliğe.

Korumacı cinsiyetçi eylemler/söylemler dışarıdan bakılınca çok hoş görünebilse de, durum pek öyle değil.

Toplu taşımada istemediğinizi söylemenize rağmen inatla sizi boş koltuğa oturtmaya çalışan kişiler ne yaptıklarının farkında olmasalar dahi cinsiyetçi bir davranış gösteriyorlar. Kadınların çiçek olduğu fikri de öyle mesela. Çünkü kadına sunulan var olma şartı, korunulası (kim tarafından korunulası, tabii ki erkek!)  bir “şey” olmak. Bu da ancak çiçek gibi narin ve kırılgan olduğu müddetçe kabul görebileceği fikrine dayanıyor. Çiçek ol, öylece dur ve kıpırdama! Ben seni sularım.

Hem teorik hem pratik olarak düşmanca cinsiyetçilik ve korumacı cinsiyetçilik birbirlerini temelden besleyip büyütüyor. Çünkü aslında köklendikleri yer aynı; kadının daha aşağı/ikincil olduğu fikri.

Herhangi bir yerde bunlar konuşulduğunda “ne yani kimseye yardım etmeyelim mi, iyilik de mi yapmayalım yahu” diyen illa birileri oluyor. Hayır, biri sizden yardım istiyorsa ya da yardıma ihtiyacı varsa cinsiyetinden bağımsız olarak tabii ki yardım edin. Bütün söylemek istediğim, kadınların kapılarının tutulmasına değil, eşit haklara sahip bireyler olarak toplum içerisinde var olmaya ihtiyaçları var.

The following two tabs change content below.

Dr. Sufistike

Psikoloji lisans derecesini Boğaziçi Üniversitesi'nden aldıktan sonra, Polonya'da AB projeleri kapsamında çeşitli dezavantajlı gruplarla çalıştı. University of Birmingham'de (İngiltere) psikoloji alanında yüksek lisansını tamamladıktan sonra Türkiye'ye döndü. Almanya'da bir sene ziyaretçi araştırmacı olarak çalıştı. Abant İzzet Baysal Üniversitesi'nde doktora eğitimini tamamladı. Çalışmalarını sosyal biliş alanında sürdürüyor.

Latest posts by Dr. Sufistike (see all)