PODCAST

Yine… Yeniden… sitemder….

23 Kasım 2020

SitemDer

Karanlık sularda güneş olmak…

Cern’den Kara Noktalar Saçılmazsa…

Amsterdam’dan bildiriyorum: Hava, düşüncelere dalmayı kolaylaştıracak kadar kapalı kasvetli, gezmeyi tahrik edecek kadar mutedil; bir kanalı seyreden bir kafede kapuçino içerken yazıyorum… Çok değil, 400 km güneyimde, İsviçre’de bir deney yapılıyor ve epeyi ses getirdi. CERN’in boyuna ertelediği deney en sonunda başladı; herkes pür dikkat. Bu kadar medyatikliği sağlayansa, bazı bilim adamlarının deneyin durdurulmasıyla ilgili yaptığı başvuru. İddialarına göre -ki aralarında Rössler gibi önemli matematikçiler de var- çarpışma sonucunda oluşabilecek karadeliklerin dünyayı yutması söz konusu.

“Sokaktaki adam”a orada toplanan bir sürü adamın ne yaptığını anlatmak zor. Aslında, tasarladıkları deney başarıya ulaşsa bile değişecek bir şey yok. Kant’ın Kopernik Devrimi için dediği gibi “hiçbir şeyi değiştirmeyerek her şeyi değiştirebilir”ler. Kopernik de, dünya merkezli evren anlayışının yanlış olduğunu, evrenin merkezinde (aslında güneş sisteminin merkezinde) güneşin olduğunu, gezegenlerin bu güneş etrafında eliptik yörüngeler çizerek döndüğünü iddia etmişti. Dünya sabit değil de dönüyor olsa bana ne, dairesel değil de eliptik yörünge çiziyor olsa bana ne! Bu sene buğday ne kadar mahsul verecek ondan haber ver!

Bilimle “sokaktaki adam”ın kurduğu ilişki ve din ile “sokaktaki adam”ın kurduğu ilişki birbirine çok benziyor; hatta dinden daha dini bir ilişki kuruyor bilim. Din nihayetinde “sokaktaki adam”a gündelik hayatını doğrudan etkileyecek şeyler söyler: zina etme, Ramazan’da oruç tut, kiliseye git dua et, güneşe secde et… Geri kalan kısmı ise, aynen bilim gibi, tasvirler ve tasavvurlar üzerinden gider. Melekler, şeytanlar, kuarklar, hadronlar… Göremediğimiz ve inanmadığımızda/bilmediğimizde gündelik hayatı etkileme mekanizmalarını çözemediğimiz garip varlıklar…

Köşe yazarlarını (Özdemir İnce’den Emre Aköz’e) takip ettim. Köylünün papaz/imamın söylediği her Latince/Arapça söze amen/âmin’le karşılık vermesi gibi, herkes anlayamadığı bir kitabın gizemli sözleri karşısında derin bir huşu içerisindeydi. Geri kalanını ise hiç mi hiç ilgilendirmiyordu. İlk parçacık huzmesini gönderdiklerinde, artık dünya, eski dünya değildir.

Artık dünya ile ilgili hissiyatımız, maneviyatımız değişmiştir. Bilim, Einstein’ın dediği gibi, mistik bir şeydir; akıllıca bir mistisizm… Kadim halklardan Mayalar da, gökyüzünü gözlemeye başladıklarında, derin bir saygı ve korkuya kapılmışlardı. Saygı duyuyorlardı çünkü muhteşem bir güzellik duygusuyla dolmamak mümkün değildi. Korkuyorlardı çünkü gözleyebildikleri koskoca evrende dünya küçücük bir noktaydı ve bu hassas kainat dengesi her an bozularak kıyametin kapılarını açabilirdi. Bu hassas dengeyi tanrılar ayakta tuttuğuna göre ve bu denge her an bozulabileceğine göre, insan da kainatın devamlılığı için bir şey yapmalıydı. Çareyi, insan kurban etmekte buldular. Sistem, insan kalbiyle beslenirse, belki ayakta kalabilirdi. Bu uğurda on binlerce insan, Maya ve Aztek tapınaklarının tepelerinde, güneş tanrısına sunuldu.

Gelecek, böyle vahşice değil, ama bu vahşiliğe sebep olan maneviyatın donanımını kuşanmış insanı talep ediyor. O gelecekte de “bu adam bizim dini hislerimizi rencide ediyor” diye kitap toplatmaya, site kapatmaya kalkışılmayacak. Sonraki yazımda bu konudan bahsedeceğim.

The following two tabs change content below.

Latest posts by Arşiv (see all)