15 Ağustos 2020

SitemDer

Karanlık sularda güneş olmak…

CANLI MÜZİĞİN CANLANDIRDIKLARI

Bayram dedik müzik dinlemeye gittik.

Akçakoca geceleri her daim bayram gibi… “Kordon boyu piyasa”,  güzel hanımlar, özenli beyler, canlı müzik sesleri ile pek keyifli. Bayramda insan sayısı arttı, sokaklar kalabalıklandı o kadar.

Daha önce de bahsetmiştim. Akçakoca’ya taşındım. Düzce’nin limanı olan sahil kasabasına… Elbette liman yerleşim yerlerinde hayat farklı. Rakım değişirken toplumun profili de değişiyor. Daha kozmopolit, daha neşeli, daha dışa dönükleşiyor. Buranın ritüellerini, yaşam ritmini yavaş yavaş kavrıyorum. Kendi bio-ritmimi Akçakoca’nınkine uydurmaya çalışıyorum.

Yıllar var ki bu neşeyi yaşamıyorum. Genç kızlığım annemin dizinin dibinde geçti. Yazlarım gene deniz ve güneşle ama Assos yolu üzerindeki yazlığımızda annem ve anneannemle sosyal hayattan uzak geçirirdim. Büyüme döneminde böyle olunca “olgun” denilen kızlardan oluyorsunuz.

Akçakoca’da sosyal hayat kapınızın önünde, sizi çağırıyor. Çok özlediğim canlı müzik dinleme eylemi için her gece olanağım var artık.

Genelde yürüyüşümü yapıp eve dönmeyi yeğliyordum. Bayram gecesi oturayım dedim, makiyatomu içip biraz müzik dinleyeyim. Önce İlhan Şeşen’in parçası çalınırken kaydedip ona gönderdim. Sonra şarkı söyleyen çocuğu yurt dışındaki oğluma benzetip ağladım. Arkasından ne kadar zayıf olduğuna taktım. Çok yoruluyordu. Ara verseydi ya! Ara verdi ama yeterince dinlenemedi, o masadan bu masadan istek için çağırıyorlardı. Onun kölelerden farksız olduğunu düşünüp acıdım. Kapo takmadan çalıyordu, kim bilir elleri ne kadar yoruluyordu. Timur Selçuk’un İspanyol Meyhanesi şarkısını, “ incecik elli incecik elli…”, “çığlık çığlığa şarkı söylüyor…” mısralarını ansıdım.

Arkadaşım, beni teselli etmeye çalıştı, o mutlu, bak işi var, para kazanıyor…

Sonra Afganlı çocukları hatırlattı bana. Günlüğü yetmiş liradan ev taşıyan, benim de evimi sırtlarında taşıyan çocukları. Vücutları kastan ibaret olmuş, çelikleşmiş çocukları. Bakamamış kaçmıştım onlar sırtlarında eşyalarımı indirip bindirirken… Arkadaşım bana, şarkı söyleyen çocuğun şanslı olduğunu anlatmaya çalışıyordu.

Şarkıcı çocuk bir müzik kutusu gibi istekleri söylüyor, herkesi memnun etmeye çalışıyor, hiç detone ya da sürtone olmuyor, ritim kaçırmıyordu.

Canlı müzik yapmayı ben de denemiştim, neden yapamamıştım? Rahmetli eşimle sahne almıştık da neden sürdürememiştim? Ben bu şarkıları bilmiyordum çünkü! Benim bilmediğim ama herkesin bildiği şarkılar ne de çoktu! Orhan Gencebay’dan Akşam Güneşi, Selda Bağcan’dan Mağusa Limanı, Ahmet Kaya’dan Kum Gibi, Volkan Konak’tan Karadeniz Türküleri… Ben bunları çalıp söyleyemiyordum ki… Ben kendi bestelerimi bulmanın peşindeydim.

Bu çocuğu her dinleyişimde uykum kaçıyor. Sabaha kadar uyuyamıyorum. En iyisi eski sakin hayatıma bir değişiklik katıp canlı müzik dinleyicisi olmamak… Nasılsa oğluma benzediği için kordon boyu yürürken durup dinlerim.

Hayat devam ediyor, size mutlu bayramlar diliyorum.

The following two tabs change content below.

Defne ILGAZ

Sanatçı-Akademisyen at Defne Ilgaz
Lisansını ve yüksek lisansını Marmara Üniversitesi Güzel Sanatlar Fakültesi/Enstitüsü Sinema TV bölümünde yaptı. İki yazarın kızıdır. Aynı zamanda müzisyendir. Albümleri ve coverlerı var. İki çocuk annesi. Doğduğu ve büyüdüğü İstanbul'dan taşınarak yaşantısını sonuncu il Düzce'de sürdürmekte, bağımsız sanat adına çalışmalarına orada devam etmektedir. Daha fazla bilgi için www.defneilgaz.com.tr kişisel web sitesini ziyaret edebilirsiniz.

Latest posts by Defne ILGAZ (see all)

PODCAST

Yine… Yeniden… sitemder….