4 Temmuz 2020

SitemDer

Karanlık sularda güneş olmak…

Bu yıl da bitti bahar. Kim bilir bu ömrümüzden eksilen kaçıncı bahar…

Memleketin bir başında yeşil başak tarlaları boylu boyunca uzanırken; burada sararmış, hatta biçilmeye yüz tutmuş başak tarlaları var. Sapsarı olmuş tarlaların arasında yer yer daha yeşil halde olan başaklar görüyorum.

Boylu boyunca uzanmış bu tarlanın bir kısmını kibir dolu bir insana benzetiyorum. Her şeyi bildiğini düşünüyor, herkesten kendini üstün görüyor, işte öyle boynu dik bir insan…

Bir kısmını ise kâmil, bilgisine yenilerini kattıkça ne kadar bilgisiz olduğunu gören, mütevazi bir insana benzetiyorum. Hayattaki her canlıya saygısı olan, tevazu sahibi bir insan…

İşte şimdi aklıma birden boş buğday başağı ve dolu buğday başağı arasındaki farkı anlatan bir söz geliyor. Ne demişti Montaigne “İnsanlar başaklara benzer, içleri boşken kafaları havadadır, doldukça eğilirler.”

Tüm bunların yanında berekettir başaklar. Buğday tanelerini öğütür ekmek yaparlar. Sonra evlerde aş olur. Öyle değerlidir ekmek. Boşuna mı demişler “Ekmek parası.” diye. Biz bu dünyada onu kazanmak için çalışmıyor muyuz?

Aslında niyetim bu tarlaya gitmek değildi. Biraz doğa yürüyüşü yapmak, baharın renklerini görmek ve kuşların cıvıltılarını dinlemek istemiştim. Yürüyüşüm sırasında yanıma okumak için bir şiir kitabı almıştım.

Yolda giderken nar ağaçlarının yanında kitabımı açıp okumaya başladım. Sanki doğa bu kitapla bütünleşiyormuş gibi bir his içimi kapladı. Elimdeki bu kitap bittiğinde işte o zaman kendimi bir başak tarlasının başında buldum.

Aklımda pek çok düşünceyle işte tam oradaydım. Bu anın büyüsü bozulmasın istercesine bir müzik açtım. Açtığım müzik yüreğime yüreğime işlerken bir taraftan da sapsarı başakları izliyordum. Sizlere dinlediğim müziği yukarıya ekleyeceğim. Ben bu parçayı ne zaman dinlesem sanki ruhumu bir huzur kaplıyor. Bakalım sizler dinlerken benim duyduğum bu hissi hissedebilecek misiniz?

Sonra derin derin düşüncelere daldım. Aslında bir yandan şairin şiirlerini düşünüyordum. Sizlere ilk önce okuduğum bu etkileyici şiir kitabından bahsetmek istiyorum. Bu güzel şiirleri şair, beş sene önce hayata gözlerini yuman çok sevgili eşine yazmış. Aşkın, yalnızlığın ve ölümün anlatıldığı bu değerli şiirler “Yaşıyoruz Sessizce” adıyla basıldı.

İki yarım elma birbirinden ayrılırsa geriye kalan elmanın diğer yarısı ne yapar? İşte şair biraz da bizlere bunu anlatıyor yazmış olduğu bu kitapta.

Doğrusu okurken çok hüzünlendim. Birini kaybedişin tarifi yok, özellikle yakınınızsa…

Bu etkileyici şiirlerde karşımıza karısını çok seven bir adam çıkıyor. Eğer okumadıysanız ve okumak isterseniz sizlere bu eseri tavsiye edebilirim. O kadar bahsetmişken kitaptaki bir şiiri sizler için aşağıya yazacağım. Bakalım bu şiir sizlerde hangi duyguları uyandıracak. Kim bilir belki sizler de etkilenir, kitapta yer alan diğer şiirleri de okumak istersiniz.

“Tuhaf bir adam oldum

Kendimle konuşuyorum evin içinde

Biraz da şu koltuğa oturayım, diyorum

Perdeleri ne kadar zamandır yıkardın, diyorum

Bir gün olsun açık bırakmıyorum yatağımızı

El ayak değmeyen yerler nasıl tozlanıyor böyle

Merak etme, mutfağı tertemiz ettim

Terlikler senin istediğin gibi duruyor

Çamaşır ipini silmeden asmıyorum çamaşırı

Bir kahve yapayım diyorum

İki fincan koyuyorum, süt hazırlıyorum sana

Sessizlikten mi nedir

Bütün bunları yüksek sesle söylüyorum.

 

İnsan başka nasıl katlanır ölüme bilmiyorum.”

-Şükrü Erbaş

 

The following two tabs change content below.
Rûh î Edebiyat Kübra Asena ÖZHAN asena@sitemder.org

Latest posts by Rûh î Edebiyat (see all)

PODCAST

Yine… Yeniden… sitemder….