15 Ağustos 2020

SitemDer

Karanlık sularda güneş olmak…

 

Tüm canlılar kendi türlerini koruyan bir içgüdü geliştirmiştir…Mesela ilaca bağışıklığı olan bir bakteri, diğer bakterilerin ölüp parçalandığını anladığında kendi DNA’sını kopyalarak diğer bakterilere aktarır ve onları yok olmaktan kurtarmaya çalışır.

Bu kendi türünü sürdürebilmenin yegane şartıdır!

Tüm doğa böyle çalışır.☺

Aynı şekilde insanlar da kollektif yaşarlar ve birbirlerine yardım ederler. Amaç insanoğlunu her şartta yaşatmak ve türün devamını sağlamaktır.

Ancak insan akıl yönünden doğadaki diğer canlılardan daha donanımlıdır. Bilgiyi nesilden nesile sözle ve yazıyla aktararak çoğaltma ve depolama şansı vardır. Bu ona hükmetme yetisini bahşeden en önemli özelliktir…

Bu özellik silah olarak da kullanılabilir tabi! 😡

Ama bu yetinin silah olarak kullanılmasının uzun vadede pek de akıllıca olmadığı bir gerçektir.

☺️…

Ne demiş atalarımız;

Aklın yolu birdir!

Bu yeti, tüm doğa türlerini  korumak için kullanılabilecek muazzam bir hazinedir☺️…

Şu anda bu yazıyı yazarken karşımdaki pencereden güneşe çıkardığım hindistan cevizi ağacımın nazlı nazlı sallanan sivri yapraklarını seyrediyorum. ❤

Zavallı dört ay boyunca yetiştiği iklime göre çok farklı bir iklimde yaşam savaşı verdi!

İstanbul’un kuru havası onu zorladı… nem oranı onun anavatanından çok daha az olduğundan, yaprak uçlarında kuruma kaçınılmaz oldu.

Okuduklarıma göre, bu kuruma giderek tüm yaprağa yayılıp, yaprakların iyice kuruyup düşmesine ve sonunda bitkinin ölümüne neden oluyormuş…

Ama şükür ki ben bu bitkiyi almadan önce forumlarda bol bol gezinmiştim. İklimimize yabancı olan tüm tropik fidanlarım ve çiçeklerim için her zaman aynı şeyi yaparım… ☺️Onu öldürmemek ve üzülmemek için. “Yeis” denen ruh emiciyi uzak tutmak ve hüzün üretmemek için…

Başarısızlık yeis yaratır!

Dünyada yeterince yeis ve hüzün olduğuna inanıyorum. Bu nedenle altından kalkamayacağım işlerin altına girmiyorum. 😊

Okuduğum bir forumda kadının teki bir hindistan cevizini marketten aldıktan sonra iki ay nemli poşette tutup çimlendirmişti… sonraki üç ay boyunca cevizdeki besinlerle kendini besleyen filiz, yeşilini muhafaza etmiş ve otuz santim kadar uzamıştı…

Bunca zahmet ve uğraştan sonra kadıncağızın onu bir saksıya alıp haftada iki kez sulamasına ve güneş alan bir pencere önüne koymasına rağmen fidan kurumuştu…😔

Gerçekten de çok üzüldüğü belli olan kadın bu kurumanın önüne nasıl geçebileceği hakkında insanlardan yardım istiyordu. İstediği yardımın adı “bilgi”ydi!

Pek çok da cevap geldi…

“Toprağına deniz tuzu serpin”

“Üzerine naylondan çadır gerin”

“Güneşi tepeden alsın”

☺

Umutsuzluk veren felaket tellalları da vardı tabi…

“Benimki de böyle kurudu, altı ay yaşatana madalya takıyorlar”!!!

😳

İşte bu ahval ve şeraitte bendeniz de aynı kaygılarla hemen kendi bitkime bir göz attım. Geleli daha iki hafta olmuştu ve sararma minik yapraklarda başlamıştı bile… 😕

Kendimi bitkinin yerine koyup düşünmeye başladım.

Ommmmm!🥳

“Ortam yeterince sıcak değil, bir ısı kaynağı var ama rahatsız edici şekilde tek noktadan geliyor!”🤨(radyatör)

“Güneş besin üretmeme yetecek kadar değmiyor yapraklarıma”

(şubat ayındaydık)

“Toprağım ıslak ama yapraklarım suyu hissetmiyor… burada yeterince nem yok”(radyatör ortamdaki nemi alıyor)

Çözüm:

Mayısa kadar idareten her Allahın günü çaydanlıkta su kaynatıp fidanın yanına koydum. Camsil şişesiyle su püskürttüm…😌

Sıkı durun dahiyane çözümün geliyor!!!

Saksısına sıcak su torbaları sardım… tabi ki kaynar halde değildiler.😄

Sonuç hazirandayız ve hayattayız çok şükür! ❤

Ölür gibi bir halimiz de yok!😂

Kasımdan itibaren gene eski düzene  döneceğiz belki ama şimdi sere serpe öğle güneşinin tadını çıkarıp akşam üzerleri hortumla yıkanıyoruz🤗ölmeyeceğiz!

Şimdi diyeceksiniz ki, “Derdin ne kadın, ne demeye Allahın tropik ağaçlarını yetiştirmeye çalışıyorsun?!!!”

Sizin iklim değişikliklerinden haberiniz yok galiba… Dünyada iklim değişiklikleri olacağını, Türkiye gibi ılıman iklimi olan bir ülkenin bile tropikal iklim kuşağına gireceğini bas bas bağıran bilim adamlarını duymuyorsunuz demek!

Kaldı ki bunun ıspatı dördüncü yaşına giren Arap hurmalarımın sağ salim tam dört kışı bahçede atlattığıdır! Ölmediler ve çok sağlıklılar!

Tıpkı hindistan cevizi gibi, liçi, kaju fıstığı, mangolar, avokadolar, sallaca yılan meyvesi, longan, sugar apple, cherimoya da ölmeyecek!

Bu türleri bahçemde ağırlamaya bayılıyorum❤

Ama sanmayın ki yerli Anadolu meyvalarımdan yana eksiğim var!❤

Kağızman elmam, Posof elmamla yanyana duruyor… bir sürü endemik bitkiyi de tanıma amaçlı yetiştirmek için ektim…

Amacım sıfır atıkla ve onlarla uyum içinde olmak… ve 300 metrekarelik bir site bahçesi içinde onları çoğaltmak!

Tüm organik atıklarımı toprağı zenginleştirmek için kazdığım “organik atık” çukuruna atıyorum… Böylelikle toprağı havalandıran solucanlar besleniyor ve toprağı verimli hale getiriyorlar!

Çöpe giden plastik kağıt ve cam atıklar da temiz biçimde geri dönüşüm konteynırlarına atılıyorlar!!! 😌

Oldu da bitti! 👍

Tüm bunları benden önceki deneyimlerini paylaşıp bana aktaran insanlar sayesinde yapıyorum…

Şimdi ben de kendi başarımı tıpkı DNA sını kopyalayan bakteri gibi size aktarıyorum.❤

İnsanlar kendi türleri dışında diğer türleri de koruyup yaşatabilme becerisine sahip yegane varlıklardır.

Ne şerefli bir yeti!

Yaşasın İnsanlık!

Not: Bakın bakalım bahçemi beğenecek misiniz? ☺

The following two tabs change content below.
M.Ü. Güzel Sanatlar Sinema-Tv ve T.Ü Fermente Ürünler mezunu. 23 yıl TRT çalışanı, şimdi emekli. 2D- 3D animasyon , seramik, botanik, kaligrafi, geleneksel el sanatları meraklısı... Biraz tiyatro ve müziğe bulaşmışlığı da var... bir de yazmayı seviyor.

Latest posts by Renkli Kalem (see all)

PODCAST

Yine… Yeniden… sitemder….