PODCAST

Yine… Yeniden… sitemder….

24 Ocak 2021

SitemDer

Karanlık sularda güneş olmak…

ANKARA-İSTANBUL-ANKARA!

Bizim bir tek yürüyüş şeklimiz benzerdi… sert basardık…

O benden daha hızlı yürürdü çünkü topuklu ayakkabı giymezdi… bense topukludan vazgeçemezdim.😈

TRT koridorlarında topuk sesim ünlüydü… geldiğimi topuk sesimden anlayan çoktu😄.

Hatta bu tak tuk yürüyüşüm yüzünden rahmetli babam bana SS adının takmıştı. ( SS-Adolf Hitler’in özel muhafız birliği)

 

Zübeyde’nin SS subayı olmaya hiç niyeti yoktu. O başlı başına bir devrimciydi. Hem de en çatık kaşlısından…

 

Zordu yakınlaşmak ama heyhat kader bizi oda arkadaşı yapmıştı!

 

Oda  dediysem en fazla 6 m2 bir kutuydu. Birbirini görmezden gelmek ya da yok saymak için çok küçük bir mekandı!

Kaldıki 6 m2 sadece iki kişiye ait değildi… iki kişi daha vardı bizimle.

Ama onlarla pek yakınlaşmayacaktım…  Asla Zübeyde gibi saf değildiler…

Saflık ve dürüstlük arkadaş seçimimde yegane kriterdi … hep böyle seçtim sırt dayayacağım dostlarımı. ❤

 

Diğer Ankaralılar gibi o da kızınca gözlerini aça aça bağırırdı… Hurra savaşa girmekten çekinmezdi.

İstanbullu kızınca gözleri bir kısılır önce…😁

Ne kadar kızgınsa o kadar kısık sesle konuşur… bu öfkeyi dizginleme ve olası kayıpları en aza indirgeme stratejisidir.

 

Ama bir Ankaralı’nın bu iki yüzlülüğe sabrı yoktur…  Zübeyde’nin de yoktu. Kesinlikle yoktu!

 

Bu yüzden de sonraki yıllarda İstanbul’da başı bol bol derde girecekti!

 

Oda arkadaşlığımızın ilk altı ayını onun çatılmış kaşlarını yumuşatmaya çalışarak geçirdim.

Yaptığım esprilere, gülsem mi gülmesem mi diye tereddütle baktığından,  tepkisini beklemeden konuşmaya devam ederdim.

Başkentli olmak ağır olmaktır diye düşünürdü… 😁Aldığı edep terbiye her espriye gülünmemesi gerektiğini söylüyordu ona.

Esprilere sadece gülmek değil kahkaha atmayı öğretecektim ona… 😈

İyice yoldan çıkarıp insanların fikirlerini takmamayı da öğretecektim!😈

 

Feci sıkı dost olacaktık. Biliyordum bunu çünkü sakladığım ve  korktuğum hiç bir şeyim yoktu.

Karşısına belâ bir şekilde her sabah dikildim ve gülmemek için dudak büzdüğü espriler patlattım! 😁

Bilgisayarın sesini sonuna kadar açıp müzik çalarak sinirlerini bozdum!

Birinin gardını yıkmak için sinir bozmak kadar iyi bir yöntem yoktur.

Sonunda mutlaka dökülür! Siniri bozulan kişiler su gibi berraklaşır…

İyi kötü her yanını önünüze serer…

Hele ki Zübeyde zaten sudan bile berraktı! Sonunda yavaş yavaş yaptığım esprilere gecikmeli de olsa gülücükler gelmeye başladı.☺

Çok güzel dişleri vardı ve gülmek ona çok yakışıyordu. Yanaklarına kırmızı allık sürmeyi severdi … gülünce yüzünde top top Amasya elmaları belirirdi❤😊

İşte dostluğumuz böyle başladı… biraz zoraki biraz inatla!😄

Çocukken tıpkı Zübeyde gibi lüle lüle saçlı, kırmızı yanaklı ve kabarık etekli bir bebek dilemiştim.

Allah dileğimi biraz geç kabul etmişti ama bu gecikmeyi telâfi etmek için onu bana canlı göndermişti! ❤

Otantik giyinmeyi severdi ve şapkasız asla dışarı çıkmazdı… kısa kenarlı ve yağmur renkli kaşmir şapkalar… bordolar, kızıl kahveler, nefti yeşiller… Asla vazgeçmediği renk renk fularlar! Kabarık fırfırlı basma ya da kadife uzun etekler…

Altına da çeşit çeşit rustik çizmeler… ucu kalkık çarık benzeri ayakkabılar…  🙂

Ben klasik giyimle rahat ederdim. İnci grisi takımlarım ve stilettolaromla tipik bir zibidi İstanbulluydum.

Öğle aralarında yemek yemek için gittiğimiz AVM lerin aynalı koridorlarında yan yana durup yansımamıza bakar gülerdik.

Şimdi bile bu duruma gülüyorum. 😂

Bazen de sanatsal aktivitelere giderdik. Resim yapmayı seviyordu ve sergi sergi geziyordu çünkü.

 

İşte o gün de böyle bir sergiye gidiyorduk… taksiye atladık.

Başladık bıcır bıcır konuşmaya gene.

Bir müddet sonra laf döndü dolaştı İstanbulluların güvenilmezliğine geldi. Zübeyde’ye göre İstanbullular dönekti!

İstanbullu kadınlar, kurtuluş savaşında bile işgal kuvvetleri askerleriyle partilerde, davetlerde işi pişirmişlerdi. O kara günlerde utanmadan vals bile yapmışlardı!😂

Namussuz, utanmaz, arlanmaz İstanbullu kadınlar hallerinden nasıl da memnundular! 😂

Alçaklarla keyif yaparlarken Ankaralılar ellerinde barut karasıyla silah üretiyorlardı. Bu ne kepazelikti!

😂

Pişkin pişkin sırıtıyor olmam onu daha da kızdırmıştı. Gözlerini koca koca açarak anlatıyor da anlatıyordu! 😂

Peki dedim Zübeyde, şimdi ben bir davet düzenlerim, ne kadar ecnebi tanıdık tanımadık varsa çağırırım, sana da babamın tüfeği ile bir toz bezi veririz… ben onlarla dans ederim sen tüfeği temizlersin artık.😂

Çığlık attı!

Yemin ederim taksici kaldırıma çıkıyordu! 😂😂😂

Ama tabi çığlık atmak Zübeyde için normal bir şeydi. Taksici niye heyecanlanmıştı ki?

 

Böyle de didişiyorduk bazen işte.

Güzel günlerdi.

İkimiz de emekli olduk… Üç tane zorlu belgesel çekti… Üçü de birbirinden meşakkatliydi. Hepsinde Türk kültürünü işledi… hepsinde yol temasını kullandı. Çok övündüğü öz Türklüğü göçebeydi çünkü.

Sonunda  Ankara’sına geri döndü.

Ankara-İstanbul-Ankara yaptı ama ☺️Ankara’ya deniz kokusu,  İstanbul’a da misket havası yerleşti bir kere.

Denizin sağı solu belli olmaz, her zaman gardını almak gerekir. Miskette de kıvırılmaz 🙂

Dostluk dediğin böyle bir şey işte. Katman katman sarmalıyor. Eğitiyor ve güçlendiriyor.

Şimdi kızınca gözler hafif kısılıyordur  Ankara’da… Çünkü artık İstanbul’da  ardına kadar açılıyor böyle … ☺

The following two tabs change content below.
M.Ü. Güzel Sanatlar Sinema-Tv ve T.Ü Fermente Ürünler mezunu. 23 yıl TRT çalışanı, şimdi emekli. 2D- 3D animasyon , seramik, botanik, kaligrafi, geleneksel el sanatları meraklısı... Biraz tiyatro ve müziğe bulaşmışlığı da var... bir de yazmayı seviyor.

Latest posts by Renkli Kalem (see all)