4 Temmuz 2020

SitemDer

Karanlık sularda güneş olmak…

AKILLANMIŞ ERKEKLER

Metin Erksan’ı işlerken sınıfta, onun yazıp yönettiği “Acı Hayat” adlı filmi izletirim bir de “Kuyu”yu…

Acı Hayat şimdi bir dizi film olarak karşımızda. Biraz farklılıklarla. Ben size orjinalini bir anlatayım önce:

Ayhan Işık fakir ama gururlu bir delikanlıdır ayrıca çok yakışıklıdır. Türkan Şoray acayip hoş bir kızdır, o da çok fakirdir, Ayhan’la çıkmaktadır, sosyete kuaföründe manikürcüdür. Evlenmek istemektedirler ama Ayhan’ın maaşı anca kiralarına yetmektedir. Dere tepe kiralık ev ararlar ama karşılarına hep korkunç izbe evler çıkmaktadır. Türkan’ın omuzları çöktükçe çöker, evdeki hasta kardeşi ve annesinin “kızım zengin adamla evlen kurtar kendini” nasihatleri üst üste gelmektedir vee… Tam o sırada Ekrem Bora ona asılmaya başlar. Adam gerçekten de âşıktır kendi çapında. Kız da iki arada bir derede kalmışkenee…İçkisine katılan bir ilaç ile artık Ekrem’in olur…

Nayır n’olamaz falan derken Ayhan’a piyangodan büyük ikramiye çıkar.Artık Kızın karşısına zengin bir işadamı olarak çıkabilecektir. Kız da bebeğini aldırmak zorunda kalarak Ekrem’in metresi olur. Çünkü Ekrem’in babası onu istemez. Kendilerine uygun bir gelin olduğunu düşünmez. Bu arada Ekrem’in kız kardeşi Ayhan’a âşık olur ama Ayhan da intikam peşindedir ve o da o kızın aşkından istifade ederek (uyku ilacına gerek kalmaz yani) kızı iğfal eder. Hâlbuki görümcesiyle Türkan iyi arkadaştırlar ama aralarına bu aşk karmaşası girer böylece. Türkan onu unutamadığını anlar ayağına kapanır Ayhan’ın, adam Türkan’ı yaralamak için Ekrem’in kız kardeşini ona tercih ettiğini söyler.

Türkan da gider intihar eder, film biter.

Şimdi ben bunları niye anlattım. Sufistike yazmış, en bilimsel tarafından ‘erkek severse tam severmiş de aşkını unutamazmış da kadın öyle aşık olamazmış da falan da filan da.”

Ben zaten anlatamadım bu kızlara; hayat onların okuduğu o kitaplardaki gibi değildiiiiirrr. Türk filmlerindeki gibidiiiirrrr. Onlara okulda o Amerikan filmlerinden izletiyorlarmış, hani o karman çorman filmler var ya, zaten köşesinde anlatıyor o da… Gitsin Türk filmi izlesin. Çünkü Türk erkeği Türk filmlerinde. Yarın öbür gün kocasını kodlayamayacak! O okuduğu üniversitenin kralını okusa mastır da yapsa bir işe yaramayacak.

Gitsin Türk filmi izlesiiinnn.

Şimdi mezarın başında ağlayan Ayhan’ın “ben bir tek seni sevdim hep seni sevdim” diye çamurları mıncıklaması kar edecek midir?

Ekrem’in kız kardeşinin Ayhan tarafından itilip kakılmasına rağmen gidip gidip sırnaşmasının daha mezardan on metre uzaklaşmadan sonuç vermesini kodlasın bakalım Sufistike. Kalan sağlar benimdir diyebilen erkekler onun “erkek severse…” yazısındaki erkeklerine örnek teşkil edebilecek midir? Hangi Amerikan “saykoloci” kitabında yazar bunun açıklaması. Ben söyleyeyim. Türk erkeği gururu için yaşar. Hayatı boyunca “moron” ama sadece “onunnn” bir kadınla evli kalabilir. “Güzel ve özel” kadınlara sahip olabilecek bir anlayış, zeka ve kıvraklık Türk erkeğinde yoktur. Olanlar bile aptal kıskançlık duygularına yenik düşüp kısa devre yapar ve derhal kıskanılmayacak, alelade bir kadınla evlenirler.

Haa bir de hiçbir Türk erkeği annesiyle ya da babasıyla ters düşmeyi istemez. En azından evlilik konusunda.

Yalnız ben Metin Erksan Usta’nın bu senaryosunu çok epik bulmakla beraber gerçekçi bulmuyorum. Shakespearevari bir sondu bu, sanatsal olarak güzel tabi.

Türk kadını gayeeet pratiktir. Ayrıca o da gururludur heee! Ekrem’e derdi ki mesela “Sen beni alıyon mu kardeşim. Almıyon mu? Demek baban istemiyo. Peki tamam beni isteyeni bulurum o zaman” der ve olay yerinden uzaklaşırdı.

Ayhan’la karşılaşınca da bakar ki Ayhan hala onu seviyor. O da onu seviyordur zaten. Der ki “beni alsana, bak zararın neresinden dönülürse kar, madem seviyon mutlu olalım.” Ayhan da nayır artık sen kirlenmişşsinnn derse, “ halt etmişin sen, demek benim kıymetimi bilmiyorsun, hadi bana müsaade canım, hazır genç ve güzelken gidip bir anne olayım bari, beni kirli bulmayan biriyle…” der ve gider hayatını en baştan kurar.

Hülya Avşar’a sormuş densiz gazetecinin biri; “sizin böyle bir geçmişiniz var Tanju falan, ama gittiniz bekar, zengin, yakışıklı ve dee bir profesörün oğlu olan bir adamla evlendiniz. Kendinizi şanslı sayıyor musunuz?”

“Ben istesem bir profesörle de evlenebilirdim” demiş çıkmış işin içinden Hülya.

Şimdi kadınlara ne dine, ne mantığa sığabilen acayiplikte namus kıstasları uygulayan bir zihniyete; Hülya’lar, Gülben’ler, Seda’lar lazımdır bence. Nihat Doğan değme okumuş yazmış erkeğin yapamadığını yapmış ve o kadını da, o mutluluğu da, o kadın tarafından el üstünde tutulmayı da çoktan hak etmiştir.

Şimdi “Pretty Woman” ya da “Notting Hill”deki adamdan kaç tane var bu memlekette?

Türk erkeği üzerine sanırım Dünya literatüründe yapılmış bir çalışma yok.

Akıllanmış Türk erkeği diye bir model var mesela. İşte tam “Acı Hayat”taki tipleme. Bunlar toyken, romantik ve iyi kalpli olurlar. İlk terk edilişlerinde dank diye “akıllanırlar.” Hayatları boyunca onları ilk terk eden kadından intikam alıp dururlar. Bundan o kadının haberi olmasa bile…

Akıllanır akıllanmaz kariyer ve para yaparlar hemen. O kadınla bir dahaki karşılaşmalarında “nıhaahahaha…” diye gülebilmek için her gece ama her gece sonsuz tane de plan yaparlar.

Ama bu “akıllanmış erkekler grubu” ilerinin “evli ve mutsuz erkekler grubunu” oluşturur aynı zamanda.

Hayat planlanabilir bir şey değildir çünkü. Duygular hele hiç!

The following two tabs change content below.

Defne ILGAZ

Sanatçı-Akademisyen at Defne Ilgaz
Lisansını ve yüksek lisansını Marmara Üniversitesi Güzel Sanatlar Fakültesi/Enstitüsü Sinema TV bölümünde yaptı. İki yazarın kızıdır. Aynı zamanda müzisyendir. Albümleri ve coverlerı var. İki çocuk annesi. Doğduğu ve büyüdüğü İstanbul'dan taşınarak yaşantısını sonuncu il Düzce'de sürdürmekte, bağımsız sanat adına çalışmalarına orada devam etmektedir. Daha fazla bilgi için www.defneilgaz.com.tr kişisel web sitesini ziyaret edebilirsiniz.

Latest posts by Defne ILGAZ (see all)

PODCAST

Yine… Yeniden… sitemder….