PODCAST

Yine… Yeniden… sitemder….

23 Kasım 2020

SitemDer

Karanlık sularda güneş olmak…

 

Şüphesiz en sevdiğim kadın yazarsın sen!

Okurken kadın olduğunu anlamak mümkün değil. Ne erkekler kadar gelişigüzelsin, ne de kadınlar kadar tutuksun… Gizemi  yok etmezsin… dozajında bir öz güvenle yazarsın.

Sen dâhisin!  Dolambaçlısın ve harikasın!

2015 yılının kasım ayında  Pera Palas’a “Kara Hafta” etkinliğine gitmiştim. Kara Hafta-Polisiye Haftasında Agatha ile ilgili bir söyleşiyi dinlemek, onun hakkında bilmediğim şeyleri öğrenmek için…

İlk kez Pera’nın içini görme şansım oldu. Christie’nin kaldığı oteli!

Konakladığı otel ne kadar da muazzamdı! Hem içi hem de dış görünüşü çarpıcı ve muhteşemdi. Yüksek tavanlı girişi, küçük ama aydınlık lobisi kendine has elit bir hava vermişti binaya. Soğuk değildi ama ulaşılmazdı!

Söyleşinin yapılacağı salon bembeyazdı!

Masalar, sandalyeler baştan aşağı krem şantiye bulanmış gibiydi. Ortamda başka renk bulunmadığından, tepemizden sallanan kocaman avizenin kristalleri bile sarıyı yutup mecburen beyazı yayıyordu.

Bir sürü insan vardı salonda… Herkes bir kuyruğa girmiş, ayakta bekliyordu.  İkram kanepe ve tartaletlerin sıra sıra dizildiği servis masalarının önünde uzunca bir kuyruk oluşmuştu. Çay servis masasının önü iki kat kalabalıktı!

Ben de bu fırsattan istifade, boş bulduğum iskemlelerden birine ilişiverdim. Ne çayda ne de kahvede gözüm vardı, aklım fikrim Agatha için neler söyleneceğindeydi.

Agatha’ya olan sevgim ve hayranlığımın temelinde küçük bir keşif yatıyordu.

Ne zaman iş hayatım ya da özel hayatım berbat gitmeye başlasa, kendimi bir polisiye izlerken buluyordum.

Çözümsüz kaldığım anlarda, en sonunda mutlaka “çözüme ulaşan” küçük diziler izliyordum. Bu da rahatlamamı sağlıyordu.

Ruhsal çalkantılarımı yatıştırmanın harika bir yolunu bulmuştum!

Neredeyse tüm Hecule Poirot ve Miss Marple bölümlerini ezberlemiştim! Yetinmeyip kitaplarını da okumuştum. Küçük gri beyin hücrelerine ve şiş örgülere müthiş bir sevgi ve minnet duyuyordum. :)))))

İşe bu büyük mutluluk ve iyimserlikle dinlemeye başladığım söyleşinin ilk on dakikasında, benim açımdan  “kof” bir etkinliğe katıldığımı farkettim. Konuşmacıların topunu birden Agatha Christie konusunda cebimden çıkarırdım…

İlgim izleyenlere yöneldi.

Agatha’nın adının asılı olduğu kremalı salonda, altın yaldız çekili krem şanti süslü tavanın tam altında, çay kahve içip bir şeyler dinleyen insanların arasında, sert süngerli sandalyeme popomu iyice gömüp, kendimi silip,  misafirlerini izledim.

Önümde hiç evlenmemiş bir adamla (çünkü çok titizdi-bardağını silip öyle içiyordu çayını), yaşı geçkince  bir kadın oturuyordu. Adam çok sıkıcı bir tipti, evlenmemesi normaldi. 😛

Ama kadında ilginç ip uçları vardı. Bir kere çok hüzünlüydü. Gözleri ağlamaktan şişmiş gibiydi. Baş hareketleri çok fazlaydı. Önce tiki var sandım… ama hayır.

Dikkatini konuya vermek için çok çabalıyordu. Kaç kere sağa sola kayan ve dalan gözlerini yeniden önündeki sıkıcı sohbete vermeyi denedi! Olmadı! Küçük not defterini çıkardı… yazacak pek az şey buldu.

Belli ki  bir şeyi dert etmişti…belki de bunu unutmak için apar topar kendini dışarı atmıştı… eyelinerını beceriksizce çekmişti.

Madem beceremiyordu bu işi, evli olsa, çekmeden gelirdi değil mi Agatha? Evlilik insanı rahata alıştırıyor. Ama yalnız kalınca, makyajını yapmadan, gardını almadan çıkamıyor insan dışarı.

Ya sen Agatha?

Sen o çok sevdiğin ilk eşinden boşanınca, düzgün makyaj yapabildin mi şişmiş göz kapaklarına?

Söyleşi bitmeden çıktım otelden. Biliyorum saygısızlık yaptım. Ama mecbur hissettim…

Dedim ki kendime, insan çok sevdiği konularda naif kalmalı. Kendi okuyup kendi araştırmalı…

Sevilen konu bir başına öğrenilmeli!

Böyle başkalarından ezbere dayalı, kafa karıştırıcı, yarım yamalak bilgilerle ancak soğumayı öğrenir insan.

Sonra da gördüğüm ilk kitapçıya daldım.

“Gizli Düşman”ı sordum.

Bende olmayan tek kitabını!

Agatha Christie, seen here in 1946, removes a book from the shelf at Greenway House, the home from which Jennifer Grant bought the trunk six decades later at an estate sale

The following two tabs change content below.
M.Ü. Güzel Sanatlar Sinema-Tv ve T.Ü Fermente Ürünler mezunu. 23 yıl TRT çalışanı, şimdi emekli. 2D- 3D animasyon , seramik, botanik, kaligrafi, geleneksel el sanatları meraklısı... Biraz tiyatro ve müziğe bulaşmışlığı da var... bir de yazmayı seviyor.

Latest posts by Renkli Kalem (see all)