SitemDer

karanlık sularda güneş olmak

KAPTAN, YOLCULUK NE ZAMAN?

Hafızam kötüdür benim. Ne ilkokula başladığım günü hatırlarım, ne lisedeki matematik öğretmenimin ismini, ne de Dandakan’ın tarihini.

Son zamanlarda tekrar başladım ajanda kullanmaya, unuttuklarım artık hatırladıklarımı geçti. Bu deneyişim 138. olsa gerek. Şimdilik iyi gidiyorum ama… Listenin uzunluğuna rağmen atladığım pek az şey oluyor.

Devamlı ilaç da kullanamam ben. Günlük diye başladığım her defterin en fazla üç sayfası dolar. Vitaminlerime tekrar başlamalıyım (ajandaya yaz).

Ve bütün koşullanmalarımı yıkmalı. Koşullandıklarımı gerçek sebepler zannediyordum. Zilin çalmasıyla yemeğin gelmesi arasında sadece sonradan kurulmuş bir ilişki vardır halbuki. “Taşı havaya atarsan düşer gibi bir ilke…” zannediyor birçoğunu insan, ama öyle değil! Anladım. Yıkmalı…

Teknedeki ilk günlerimi düşünüyorum bu günlerde bir de. İnsanoğlu seviyor nostaljiyi… (Bir “Veda Busesi” olsa da dinlesek!)

Ne zamandı? Yolculuğu ne zaman fark ettim ilk? Ne zamandan beri?

Abaküssüz anlamıyor muyumdur hala? Allah bilir. Yılın 365, haftanın 7 gün olduğunu söyleyen takvime uymuyor hala denizin günleri. Deniz yine oyuncu. Kederden öleceğini sandığın anla sevinçten delireceğini sandığın anın arası beş dakika. Ama korsanlar her yerde. Hafta hep altı. Biri bizim -toplanma günü- adı yok.

Bazen hala ilk günlerdekinden -her ne zamandıysa- farklı bir şeyle uğraşmadığımı görüyorum. Geçen zamanda savaşın sadece ekipmanları değişti. Düşman aynı düşman… ki asla uyumuyor. Ve hep saldıracağı yeri çok iyi biliyor. Bazen; ortalık öyle toz bulutuna bulanıyor ki, kılıç çektiğim kendi tarafım mı korsanlarınki mi göremiyorum.

Seyir defteri yazmayı kaptanlık sanır herkes. Ben bile ilk defa fark ediyorum kaptanın ufuklara bakarken; mutfaktaki farenin tıkırtsını, fırtınanın fısıltısını duyduğunu, gördüğünü. “Aynı anda iki iş yapamam bennn!” deyip bilimsel gerekçelere sığınan bennn, bunları fark etmeye başladım. Meğer yapılırmış. Aşk olunca, miçoların derdi sarınca kalbi, memeye süt gelmesi gibi, ilim de bilgi de akıverirmiş. Tıkalı kulakları, kör gözleri aşk açarmış. Kaptan dümende öylece sadece ufuklara bakmazmış.

Şimdi biliyorum ki o amiral gemisinde, önümde, ben onun köpüklerini takip ederken, o benim dümeni tutan ellerimdeki romatizma ağrısını bile hissedecek. Ta ordayken diyecek, dikkat fırtına gelecek! Artık gözlerine bakmadan emir alacak kadar kalbimi “yakın” edebilmeliyim. Miçolara anlatılacak ne çok şey var… Ne zaman tutuşturdu elime dümeni? Nerden bileyim bunun ilmini? Yok yok ben en iyisi kalbimi onla bir edivereyim.

Kaptanlık zor iş.

Tecrübe işi, bilme işi, görme işi, bir bakışta – bakmayışta – fırtınanın kaç dakika sonra kopabileceğini anlama işi. Teknedeki her bir tahtayı, rüzgârı, mürettebatı, motorları, avları, ağları, korsanları, rotayı ve diğer her şeyi sigara üflerken dahi kollama işi. Olur da deniz bu, bir sefer hoş görmezse, tekne batacak olursa, son ana kadar kalabileceklerin işi.

Aman kaptan
Al beni götür denizlere
Aman kaptan
Al beni götür denizlere

Rotamız belli mi
Yönümüz nereye
Yolculuk ne zaman

The following two tabs change content below.

Sufistike

esra@sitemder.org

Latest posts by Sufistike (see all)

Yine… Yeniden… sitemder….